Gençlik Başımda Duman
Yıl 2025. Gençler, toplumda gördükleri adaletsizliklere karşı seslerini yükseltiyor. Tıpkı 1970’li yıllarda olduğu gibi, gençler yine toplumsal değişimin öncüsü oluyor. Ancak artık sosyal medya ve dijital platformlar da bu hareketlerin yayılmasında önemli bir rol oynuyor. Bu manzara bana 1970’li yıllarda yaşadığım olayları hatırlattı. O dönemde ben de liseye giden bir öğrenciydim ve çok zor zamanlar yaşadık.
1970’ler: Zor Zamanlar
1970’li yıllarda küçük bir Anadolu şehrinde İmam Hatip Lisesi öğrencisiydim. Ülkede büyük bir kutuplaşma vardı. İnsanlar sağcı ve solcu olarak ikiye ayrılmıştı. Bu ayrım özellikle gençler arasında çok belirgindi. Gruplar kendi düzenlerini kuruyor, güvenlik güçleri ise çoğu zaman yetersiz kalıyordu. Adeta devlet yok olmuştu. Gençler arasında şiddet olayları yaşanıyor; halk mahkemeleri kurmuş kendi adaletlerini kendileri sağlamaya çalışıyorlardı.
Sınıfta Yaşadığım Tehlike
Bir gün, bir arkadaşımın davetiyle başka bir okulun sınıfına gittim. Derse başlandıktan kısa bir süre sonra, bir grup genç sınıfa girdi. Öğretmeni dışarı çıkardılar ve tahtanın önünde bir bildiri okudular. Sonra içlerinden biri, “Aramızda bir faşist var” diyerek beni gösterdi. Ne olduğunu anlamadan beni tahtanın önüne çektiler ve beşinci katta olan sınıfın penceresinden sarkıtmakla tehdit ettiler. Gerçekten çok korkmuştum. Neyse ki başka bir grup sınıfa girerek müdahale etti ve beni kurtardı. Bu gruptan biri, lider gibi davranan bir gençti.
Bana saygılı davrandı ve “Sen faşist misin?” diye sordu. “Hayır, ben ne olduğunu bile bilmiyorum” dedim. O da arkadaşlarına dönerek, “İmam Hatip’te okuyor diye herkesi faşist sanamayız” dedi ve beni serbest bıraktı. Sonra beni bir tartışma toplantısına davet etti. Aileme söylemeden gittim. Orada uzun bir sohbet ettik ve bana Yaşar Kemal’in İnce Memed kitabını verdi. Ertesi güne kadar okuyup özetlememi istedi. O gece sabaha kadar okuyup kitabı bitirdim.
Kitaplarla Değişen Düşüncelerim
Bu kitaptan sonra başka kitaplar getirerek bunları da okumamı istediler:
- Talip Apaydın – Yoz Davar: Köy hayatındaki eşitsizlikleri gösteriyordu.
- Yaşar Kemal – İnce Memed: Memed’in adaletsizliğe karşı direnişi beni etkiledi. Ezilenlerin sesi olan bu hikâye, bana çok şey kattı.
- Fakir Baykurt – Yılanların Öcü, Tırpan: Anadolu insanının zorluklarını ve verdiği mücadeleyi anlatıyordu.
- Karl Marx – Das Kapital (Basitleştirilmiş): Ekonomik sistemlere eleştirel bir bakış sunuyordu. Ancak daha sonra Das Kapital‘ın 2 ciltlik orijinalini görünce kitabın basit versiyonunu okuduğumu fark ettim.
Köydeki Düzen: Para ve Gücün Gerçek Yüzü
Bu yazarlar, köydeki yaşamı olduğu gibi anlatıyor. Köyün tek hakimi ağadır. Her şey onun elinde: topraklar, paralar, güç. Köylüler, yani marabalar, tarlalarda çalışıp emek veriyor, ama kazandıkları her kuruş ağanın cebine gidiyor.
İmam ise ağanın sözünden çıkmıyor. Çünkü maaşını ağa ödüyor! Ağa, imama diyor ki:
“Sen halka dinle, ahlakla, sabırla ilgili vaazlar ver. Onları uyuştur ki bana itaat etsinler, isyan etmesinler!”
Bu düzen, Karl Marx’ın dediği gibi:
- Burjuva (ağa), zengin ve güçlü.
- Proleterya (köylüler), emeği sömürülen kesim.
- Kilise (imam), burjuvazinin yanında durup halkı uyutuyor.
Gerçek şu ki:
Bu sistemde her şey para ve güç etrafında dönüyor. Köylülerin emeği sömürülüyor, ağa zenginleşiyor, imam da bu düzenin devamını sağlıyor.
Sonuç:
İnsanlar din, ahlak, gelenek gibi şeylerle oyalanıyor ama asıl mesele sermaye ve sömürüdür. Marx’ın dediği gibi:
“Din, halkın afyonudur.” Yani insanları uyutup gerçek sorunlardan uzaklaştırır.
Soru:
Peki bu düzen değişmez mi? Köylüler bir gün uyanıp haklarını alamaz mı?
Cevap, bilinçlenmek ve örgütlenmekte yatıyor!
Bu kitapları okuyunca inançlarım hakkında ciddi sorgulamalar yaşamaya başladım. Daha sonra durumu açıkladığım bir öğretmenim bana Erol Güngör’ün kitaplarını önerdi. Onun sayesinde düşünce dünyam genişledi. İslam’ın Bugünkü Meseleleri ve Türk Kültürü ve Milliyetçilik kitapları, İslam, toplum ve kimlik üzerine farklı düşünmemi sağladı. Necip Fazıl’ın Çile ve İman ve İslam Atlası kitaplarını da okuyarak maneviyatı daha derinden hissetmeye başladım.
12 Eylül ve Sonrası
1980’de ordu yönetime el koydu. Bu darbe, sokaklardaki şiddeti durdurdu ama beraberinde baskı ortamı getirdi. Birçok insan gözaltına alındı, fikirler susturuldu. Yıllar sonra, o gün beni tehdit eden gençlerin ne olduğunu araştırdım. Birçoğu hayatını kaybetmişti ya da yıllarca hapis yatmıştı.
Gençlere Söylenebilecekler
Bugünün gençleri, düşüncelerini özgürce dile getirme hakkına sahiptir ve bu hak, demokratik toplumların temel taşlarından biridir. Ancak hak arayışında şiddete başvurmak, meşru mücadelenin önüne geçebilir ve toplumsal barışı zedeleyebilir. Tarih, bu konuda önemli derslerle doludur. 1970’lerde yaşanan siyasi kutuplaşma ve şiddet olayları, ülkeyi kaosa sürüklemiş ve uzun yıllar süren acıların yaşanmasına neden olmuştur. Aynı hataların tekrarlanmaması için geçmişin doğru okunması ve gençlerin bu bilinçle hareket etmesi gerekir. Haklı talepler, ancak barışçıl yöntemlerle ve diyalog yoluyla kalıcı çözümlere ulaştırılabilir. Şiddet, kısa vadede ses getirse de uzun vadede yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle gençler, demokrasinin gücüne inanmalı ve toplumsal uzlaşıyı destekleyen bir yaklaşım benimsemelidir. Unutmamak gerekir ki, güçlü bir gelecek, ancak geçmişin hatalarından ders alarak ve şiddetten uzak durarak inşa edilebilir.
Sosyal Medya ve Gençlik
Gençler, sosyal medya sayesinde seslerini duyurabilir ve düşüncelerini paylaşabilir. Ancak bu platformlar, bazı gruplar tarafından manipüle edilebilir ve yanlış yönlendirmeler için kullanılabilir. Doğru ile yalanı ayırt edene kadar, kendinizi farkında olmadan bir eylemin içinde bulabilirsiniz.
Gezi Parkı olayları, sosyal medyanın gençleri örgütlemedeki rolünü gösteren bir örnektir. Ancak bu süreçte kimliği belirsiz kişiler, olayları provoke ederek şiddetin tırmanmasına neden olabilir. Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi, gösteriler sırasında Mevlana ve Mevlevilik gibi kültürel değerler istismar edilebilir, cami avlularındaki tarihi mezarlıklar tahrip edilebilir. Bu tür eylemler, toplumun sinir uçlarını hedef alır ve farklı kesimleri birbirine karşı kışkırtmaya çalışır. Sosyal medya, gençler için güçlü bir iletişim aracı olsa da, bilinçli ve sorgulayıcı bir yaklaşım gerektirir. Yanlış bilgilendirme ve provokasyonlara karşı dikkatli olunmalıdır.
Geçmişten Ders, Gelecek İçin Umut
Geçmişte yaşananlar, geleceğimizi daha iyi inşa edebilmemiz için birer rehber olabilir. 1970’lerin zor günleri, gençlerin fikirlerini şiddetten uzak, barışçıl yollarla ifade etmesi gerektiğini gösteriyor. Geçmişten ders alan bir gençlik, daha bilinçli ve umut dolu bir gelecek kurabilir.
Bir yanıt yazın