Deneme2025
Gazali Fedaih Test Sorularıdır
1.Aşağıdaki metni okuyunuz:
11. yüzyılın son çeyreğinde Gazâlî ile Hasan Sabbâh arasındaki gerilim, yalnız iki “görüş ayrılığı” değil; bilginin meşruiyetinin hangi kanallardan üretileceği, otoritenin hangi ölçütlerle temellendirileceği ve kriz zamanlarında hangi entelektüel stratejilerin devreye sokulacağı sorularını da içerir. Gazâlî’nin akıl–vahiy dengesini koruyan, tartışmaya açık ve ahlâk merkezli yaklaşımı; Sabbâh’ın imam-merkezli, hiyerarşik ve itaat odaklı bilgi rejimiyle karşıt bir yönelim üretir.
Soru: Bu paragrafın ana iddiası aşağıdakilerden hangisidir?
A) Gazâlî ile Sabbâh arasındaki fark yalnızca fıkhî hükümler düzeyindedir.
B) Karşıtlık, epistemoloji–otorite–kriz stratejileri ekseninde çok katmanlıdır.
C) Sabbâh’ın modeli tartışmaya açık olduğu için kalıcı olmuştur.
D) Gazâlî, imam-merkezli bilgi rejimini savunur.
E) Her iki figür de aynı hermenötik yöntemi kullanır.
Cevap: B
2. Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde, Gazâlî’nin erken dönem eserlerinde “Bâtınîlik” terimini kullandığı; ancak son dönemde el-Munkıẓ mine’d-Ḍalâl’de bu grubu “Ta‘lîmiyye” olarak adlandırdığı belirtilir. Bu değişim, yalnız terminolojik değil; Gazâlî’nin eleştirisinin hedefini “ezoterik yorum”dan ziyade “yanılmaz öğretici zorunluluğu” iddiasına doğru daraltan bir okuma imkânı sunar.
Soru: Bu anlatım, adlandırma değişimini en iyi hangi şekilde açıklar?
A) Gazâlî’nin eleştiriden bütünüyle vazgeçtiğini gösterir.
B) Eleştirinin hedefini epistemik otorite iddiasına odaklayan bir yön kaymasıdır.
C) “Ta‘lîmiyye” terimi, Bâtınîliğin siyasî yönünü tamamen dışlar.
D) “Bâtınîlik” terimi yalnız Batılı araştırmacıların kullandığı bir adlandırmadır.
E) Gazâlî, bu grubu artık Sünnî ana akım içinde gördüğü için isim değiştirir.
Cevap: B
3. Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde, Batılı araştırmacıların “Haşhaşîlik/Assassin” adlandırmasını kullanabildiği; Müslüman müelliflerin ise “İsmailîlik, Nizârîlik, Bâtınîlik, Nizârî-İsmailîlik” gibi terimlere başvurduğu ifade edilir. Bu çeşitlilik, bir yandan tarihsel önyargı ve polemik dilini, diğer yandan mezhepler tarihi tasniflerini aynı alanda karşı karşıya getirir.
Soru: Bu paragraftan çıkarılabilecek en sağlam sonuç hangisidir?
A) Terim çeşitliliği, olgusal çekirdeğin hiç olmadığını kanıtlar.
B) Adlandırmalar, kaynakların epistemik konumunu ve polemik düzeyini yansıtır.
C) “Haşhaşî” terimi Müslüman kaynaklarda her zaman tarafsız biçimde kullanılır.
D) “Nizârîlik” terimi yalnız Selçuklu resmî belgelerinde geçer.
E) Terimlerin hepsi aynı şeyi, aynı anlam katmanıyla ifade eder.
Cevap: B
4.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, Gazâlî’nin Fedâʾiḥu’l-Bâtıniyye’de sıradan bir reddiyenin ötesine geçerek “epistemik monizm” eleştirisi yaptığını vurgular: Hakikatin yalnız imama özgülendiği bir düzende aklî muhakeme, içtihat ve çoğul tartışma kültürü işlevsizleşir; böylece bilgi üretimi bir merkezin tekelinde donuklaşır.
Soru: “Epistemik monizm” eleştirisinin metindeki karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Farklı mezheplerin bir arada yaşayabilmesi
B) Hakikatin tek bir otoriteye bağlanarak düşüncenin felç edilmesi
C) Akıl ile vahyin dengeli birlikteliği
D) Sadece felsefî argümanlarla dinî bilginin kurulması
E) İbadetlerin hem zahir hem bâtın anlamlarının birlikte korunması
Cevap: B
5.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde Gazâlî’nin, yalnızca metin incelemekle yetinmediğini; hareketten ayrılanlarla görüşmeler yaptığını ve gözlemde bulunduğunu söylemesi, eleştirinin “salt söylem üretimi” olmaktan çıkarılıp bir tür kaynak denetimine yaslandığını gösterir. Ancak bu tür iddialar yine de eleştirel okuma gerektirir: Gözlem iddiası, otomatik olarak nesnellik garantisi değildir.
Soru: Bu parçanın ima ettiği en kritik metodolojik uyarı hangisidir?
A) Saha gözlemi, tüm tarihsel sorunları çözer.
B) Metin incelemesi gereksizdir; tanıklık yeterlidir.
C) “Gözlem yaptım” iddiası, tek başına doğruluk/nesnellik ispatı sayılmaz.
D) Nesnellik yalnız modern sosyolojide mümkündür.
E) Reddiyeler, kaynak eleştirisine hiç elverişli değildir.
Cevap: C
6.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, Cüveynî gibi kaynaklarda Haşhaşîlere yönelik “melunlar, şer odakları, mülhidler” türü ağır ifadelerin geçtiğini, bu dilin yalnızca tarih anlatısı değil aynı zamanda bir meşruiyet mücadelesi dili olduğunu belirtir. Böyle bir dil, olguyu aktarmanın yanında “okuyucuya nasıl bakacağını” da dikte eder.
Soru: Bu pasaj, kaynak kullanımında hangi riskin altını çizer?
A) Sert dilin, metnin tamamını otomatik olarak doğru kılması
B) Polemik dilinin, betimleme ile yönlendirmeyi birbirine karıştırması
C) Olumsuz sıfatların tarihsel veri değerini artırması
D) Sünnî kaynakların her zaman övgü dili kullandığı
E) Modern araştırmaların hiçbir zaman karşılaştırma yapmadığı
Cevap: B
7.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Hasan Sabbâh’ın Alamut merkezli yapılanması, “kale”yi yalnız askerî üs olmaktan çıkarıp ideolojik disiplinin üretildiği bir merkeze dönüştürür. Fedailik, salt fiziksel eylem değil; örgütsel itaatin sürekliliğini sağlayan bir mekanizma olarak okunur. Bu durum, bilgi–otorite–eylem üçgenini aynı sistemde birleştirir.
Soru: Paragrafın kavramsal önerisi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Fedailik yalnız bireysel psikolojiyle açıklanır.
B) Alamut, dinî sembollerin olmadığı seküler bir askeri üs olmuştur.
C) Örgütsel disiplin, bilgi rejimiyle entegre edilerek eylem üretir.
D) Sabbâh, akıl–vahiy dengesini merkeze almıştır.
E) Kale metaforu tarihsel açıklamada kullanılamaz.
Cevap: C
8.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde, Bâkıllânî’nin Keşfu Esrârı’l-Bâtıniyye’sinin hem kelâmî argümantasyon hem de Abbâsî–Fâtımî rekabeti bağlamında siyasî mücadeleyle iç içe olduğu vurgulanır. Böyle metinler yalnız “inanç” değil, “devlet aklı” için de işlev görür.
Soru: Bu açıklamaya göre söz konusu reddiyelerin en uygun tanımı hangisidir?
A) Sadece bireysel maneviyat metinleri
B) Mezhepler üstü tarafsız ansiklopediler
C) Teoloji ile siyasî meşruiyet söylemini birlikte taşıyan müdahale metinleri
D) Tamamen edebî ve kurgusal metinler
E) Modern dönemde yazılmış akademik makaleler
Cevap: C
9.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Nizâmülmülk’ün Siyasetnâme’sinde Bâtınî yapılanmalar, “zâhit/âlim kisvesiyle güven kazanma, gizli propaganda, taban oluşturma ve sonunda isyan” şemasıyla anlatılır. Bu şema, mezhepsel farklılıktan çok “örgütsel sabotaj” korkusunu merkezine alır.
Soru: Bu çerçevede Nizâmülmülk’ün temel kaygısı aşağıdakilerden hangisidir?
A) İbadetlerin bâtın yorumlarıyla zenginleşmesi
B) Mezhepler arası entelektüel alışverişin artması
C) Devlet düzenini içeriden çökertebilecek hiyerarşik örgütlenme
D) Felsefî kozmolojinin halka öğretilmesi
E) Hilafetin yetkilerinin yerelleşmesi
Cevap: C
10.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde Bağdâdî’nin el-Fark Beyne’l-Fırak’ta Bâtınîliği “Şeriatı avam için kabuk sayma, masum imam/ gayb bilgisi atfetme, takiyye ile sızma ve suikast/propaganda” gibi başlıklarla en radikal tehditlerden biri olarak resmettiği aktarılır. Burada teolojik eleştiri, aynı zamanda siyasal güvenlik söylemine dönüşür.
Soru: Bu anlatımın “çifte işlevi” aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yalnızca tasavvufî bir terbiye metni üretmek
B) Mezhebi farklılıkları uzlaştırmak
C) İnanç sapması eleştirisiyle birlikte politik tehdidi temellendirmek
D) Tarih yazımını bütünüyle reddetmek
E) İsmailî kaynakları esas almak
Cevap: C
11.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Gazâlî’nin el-Mustazhiri’de izlediği on bölümlük yapı; önce yöntem beyanı, sonra isim/kolların teşhisi, aldatma taktikleri, inanç haritası, te’vil biçimleri, mantıkî delillerin çürütülmesi, masum imam eleştirisi, tekfir tartışması, Abbâsî meşruiyeti ve ideal imamın görevleri şeklinde ilerler. Bu düzen, “teşhis–çözümleme–meşrulaştırma” zinciri üretir.
Soru: Bu yapı en iyi hangi stratejiyi gösterir?
A) Düzensiz notların rastgele bir araya getirilmesi
B) Sadece duygusal hitabetle ikna
C) Sistematik polemik + siyasal meşruiyet inşası
D) Tarihsel bağlamı tamamen dışlama
E) Yalnızca fıkıh hükümlerini sıralama
Cevap: C
12.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde Bâtınî te’villerin ibadetleri “sembolik kabuk”a indirgeme riskinden söz edilir: Namazın imama bağlılık, cennetin imama yakınlık, cehennemin imama yabancılık olarak okunması gibi örneklerde sorumluluk bilincinin zayıflaması ihtimali vurgulanır. Buradaki eleştiri, te’vilin kendisinden çok sınır tanımazlığına yönelir.
Soru: Bu eleştirinin hedefi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Te’vilin ilke olarak tümden reddi
B) Te’vilin kuralsız biçimde normatif yapıyı buharlaştırması
C) İbadetlerin yalnız zahir düzeyde kalması
D) Tasavvufun meşruiyet kazanması
E) Akıl yürütmenin dinî alandan çıkarılması
Cevap: B
13.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde “tâlim doktrini” tartışmasında Gazâlî’nin kısır döngü itirazı öne çıkar: “Akla güvenmeyin, imama uyun” denirken, gerçek imamın kim olduğunun belirlenmesi yine bir değerlendirme (bir tür aklî ayrım) gerektirir. Böylece iddia, kendi zeminini tüketir.
Soru: Bu itirazın mantıksal formu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tümevarımın geçersizliği
B) Döngüsellik/öz-temellendirme problemi
C) Nedensellik ilkesinin reddi
D) Analojinin zorunluluğu
E) Dilin imkânsızlığı
Cevap: B
14.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, “iki tanrı” ithamına dair modern araştırmaların ihtiyatını aktarır: İsmailî sudûr şemasında ilk akıl “ilah” değil, yaratılmış ilk zuhur olarak görülür; fakat bu model sıradan dindarın zihninde tevhit algısını zedeleyebilecek bir karmaşıklık üretebilir. Burada eleştiri, hem içerik hem alımlanma (reception) düzeyinde işler.
Soru: Paragraf, Gazâlî’nin suçlamasını nasıl konumlandırır?
A) Tamamen doğru ve tartışmasız bir tespit olarak
B) Tamamen uydurma ve kötü niyetli bir karalama olarak
C) Kısmen yanlış anlama içerebilen, ama pratik etkisi gerekçesiyle kullanılan polemik olarak
D) İsmailîlerin açıkça iki ilaha taptığının kanıtı olarak
E) Kozmoloji tartışmasının gereksizliğinin kanıtı olarak
Cevap: C
15.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde “epistemik kapalılık” ile “siyasal mutlakiyet” arasında bağ kurulur: Bilgi tekeli bir merkezde toplanınca, doğru-yanlış ayrımı toplumsal ölçekte o merkeze havale edilir; bu da itaatin rasyonel gerekçelendirme yerine otoriteye devredilmesine yol açar. Böylece bilgi rejimi, iktidar tekniğine dönüşür.
Soru: Bu çıkarım en iyi hangi kavramsal ilişkiyi kurar?
A) Estetik–ahlâk ilişkisi
B) Bilgi–iktidar eklemlenmesi
C) Dil–coğrafya determinizmi
D) Ekonomi–tarım ilişkisi
E) Sadece tasavvufî terbiye
Cevap: B
16. Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde Batılı kaynakların Haşhaşîler hakkında “daha detaylı ve güvenilir” bilgi sunabildiği iddiası, bir gerekçeye bağlanır: Müslüman otoriteler karşısında sistematik gizlenme politikası, Haçlılarla ilişkilerde aynı biçimde işlememiş; bu asimetri bazı kayıt türlerini mümkün kılmıştır. Ancak “güvenilirlik” iddiası yine kaynak tenkidi ister.
Soru: Metnin bu kısmı, tarih yazımı açısından hangi ilkeyi çağırır?
A) Tek kaynağa dayanma ilkesi
B) Kaynak bolluğunun otomatik doğruluk üretmesi
C) Kaynak üretim koşullarını (kim, neden, hangi bağlamda yazdı?) sorgulama
D) Polemik metinlerinin tamamen değersiz sayılması
E) Modern kaynakların her zaman sahih kabul edilmesi
Cevap: C
17.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde Bâtınîlik, “masum imam” aracılığıyla gizli anlamlara erişimi mümkün gören, hiyerarşik ve kapalı bir epistemoloji olarak tarif edilir. Gazâlî’nin itirazı, keyfî te’vilden çok, te’vilin tek elde toplanmasına yönelir: Tartışma ve çoğulluk yerine “tek merci”nin belirleyiciliği.
Soru: Bu vurguya göre Gazâlî’nin eleştirisinin omurgası hangisidir?
A) Metinlerin hiç yorumlanmaması gerektiği
B) İmam kavramının tamamen anlamsız olduğu
C) Yorum yetkisinin tekelci biçimde merkezileştirilmesi
D) Siyasetin dinî alandan tümden dışlanması
E) Felsefenin bütünüyle reddedilmesi
Cevap: C
18.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, el-Mustazhiri’nin bir yandan Bâtınî doktrini çürütürken bir yandan Abbâsî halifesinin meşruiyetini tahkim ettiğini söyler. Bu durum, reddiyeyi yalnız “mezhep polemiği” değil, “siyasal teoloji metni” olarak da okumayı gerektirir.
Soru: Bu tespit, aşağıdaki yorumlardan hangisini en çok destekler?
A) Gazâlî’nin tüm eserleri siyasetten bağımsızdır.
B) Reddiyeler yalnız akademik merakla yazılmıştır.
C) Doktriner eleştiri ile siyasal düzen savunusu aynı metinde iç içe geçebilir.
D) Halifelik tartışmaları yalnız fıkıh usulü meselesidir.
E) Meşruiyet sorunu sadece modern döneme aittir.
Cevap: C
19.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde “sapkın te’vil örnekleri” verilirken, haram kavramının tersyüz edilmesi ya da “melek–şeytan” terimlerinin propaganda diliyle yeniden kodlanması gibi örnekler, dilin sadece anlam taşımadığını; toplumsal algı ve sadakati örgütlediğini gösteren araçlar olarak sunulur.
Soru: Bu yaklaşım, dilin hangi işlevini öne çıkarır?
A) Dil yalnızca nötr bir aktarım aracıdır.
B) Dil, ikna/kimlik inşası ve örgütlenme tekniği olarak çalışır.
C) Dil, tarihsel açıklamada kullanılmamalıdır.
D) Dil, her zaman bireysel tecrübenin aynasıdır.
E) Dil, siyasetle ilişkisizdir.
Cevap: B
20.Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde sonuç kısmı, Gazâlî–Sabbâh karşıtlığını güncel kriz teorileri, dinî retoriğin araçsallaştırılması ve karizmatik liderlik modelleriyle ilişkilendirerek “yalnız geçmişi anlamak değil, kriz anlarında yönelim inşası” için de analitik bir çerçeve sunduğunu ileri sürer. Bu iddia, tarihten bugüne düz çizgisel bir aktarım değil, örüntü okuması önerir.
Soru: Bu yaklaşımın en isabetli niteliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Anakronik ve kaçınılmaz biçimde hatalıdır.
B) Tarihi yalnız kronolojiye indirger.
C) Tarihsel örüntülerden analitik kavram üretme girişimidir.
D) Metin okumayı tamamen gereksiz kılar.
E) Yalnız biyografik meraka dayanır.
Cevap: C
Toplu Cevap Anahtarı (11–30)
11-B, 12-B, 13-B, 14-B, 15-C, 16-B, 17-C, 18-C, 19-C, 20-C,
21-C, 22-B, 23-B, 24-C, 25-B, 26-C, 27-C, 28-C, 29-B, 30-C
İbni Arabi Hakkında Test Sorularıdır..
1) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde sembolün “işaret”ten ayrıldığı vurgulanır: işaretin yer değiştirilebilirliği (kırmızı ışık yerine başka bir renk) ile sembolün “özsel bağ” taşıması (haç gibi) arasındaki fark, sembolün ontolojik bir taşıyıcı olarak kavranmasını destekler. Aynı metinde sembolün hem “açığa çıkarıcı” hem de “örtücü” işlevinden söz edilir; mistik dilde anlamın doğrudan değil, katmanlar ve çağrışımlar üzerinden kurulduğu ifade edilir. Bu çerçevede, sembolün yalnızca temsil değil, aynı zamanda “anlamın yeniden üreticisi” olduğu iddiası, sembolün epistemik rolünü ontolojik zemine bağlayan bir hamle olarak okunabilir.
Bu uzun pasajın mantıksal sonucu olarak aşağıdakilerden hangisi en isabetli çıkarımdır?
A) Sembol, yalnızca pedagojik kolaylaştırma sağladığı için dinî tecrübede tercih edilir.
B) Sembol, temsili keyfî bir sözleşmeye dayandığından, işaret ile aynı kategoridedir.
C) Sembol, temsil ettiği gerçekliğe ontolojik bağ kurduğu için, yorumla tükenen bir “mesaj”a indirgenemez.
D) Sembolün örtücü yönü, onun hakikate yönelimi engellediğini gösterir.
E) Sembolün değiştirilemezliği, onun tarihsel bağlamdan bağımsız olduğu anlamına gelir.
Cevap: C
2) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde “huve / lâ huve” formülü, Allah-âlem ilişkisinde “ne tam özdeşlik ne mutlak ayrılık” ilkesini kurucu bir ifade olarak taşır. Ayna-yansıma modeli, bir yandan içkinlik (teşbîh) imkânını, öte yandan aşkınlık (tenzîh) hassasiyetini birlikte korumaya çalışır. Bu modelin tek değerli mantığın “üçüncü hâl yoktur” ilkesini zorladığı; hatta paradoksun mistik söylemde zorunlu bir bileşen olduğu düşüncesi (Scholem atfıyla) metin boyunca tekrar edilerek güçlendirilir.
Bu pasajın kurduğu teorik çerçeve, aşağıdaki hangi felsefî problemi özellikle hedef alır?
A) Dilin kökeninin toplumsal uzlaşı mı yoksa doğaya uygunluk mu olduğu problemi
B) Zorunlu varlık–mümkün varlık ayrımının yalnızca mantıksal bir sınıflama olup olmadığı problemi
C) Aşkın olan hakkında konuşmanın, ya panteizme ya deizme düşmeden nasıl mümkün olacağı problemi
D) Etik sorumluluğun yalnızca toplumsal sözleşmeyle temellendirilip temellendirilemeyeceği problemi
E) Bilginin duyusal deneyime indirgenip indirgenemeyeceği problemi
Cevap: C
3) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, ayna sembolizmini sadece “Allah-âlem” ilişkisiyle sınırlamaz; insanların idrak, temsil ve kabiliyet farklarını da açıklamak için ayna-işlenmişlik (cilâ) benzetmesini kullanır. Aynaların maddesi (ontolojik altyapı/istidat) ve cilâ düzeyi (egzistansiyel gelişim/fiilleşme) yansımayı belirler. Bu yaklaşım, dinî/mezhebî çoğulluğu “hakikatin zorunlu çok-yüzlülüğü” şeklinde yorumlamaya elverişli bir zemin kurar: farklılıklar eksiklik değil, tecellînin sonsuz biçimlenişinin sonucu olabilir.
Bu pasajın ima ettiği çoğulculuk anlayışı en doğru biçimde nasıl formüle edilir?
A) Tüm dinler aynı derecede doğrudur; ayrım yapmak anlamsızdır.
B) Farklılıklar bütünüyle kültürel inşadır; metafizik temeli yoktur.
C) Farklı tecellî biçimleri, hakikatin farklı mertebelerdeki yansımaları olarak açıklanabilir; bu, her görüşü eşitlemeden anlamayı mümkün kılar.
D) Çoğulluk yalnızca epistemik hatadır; cilâ arttıkça tüm farklılıklar ortadan kalkar.
E) Farklılık, yalnızca dilsel bir yanılsamadır; ontolojik karşılığı yoktur.
Cevap: C
4) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde “a‘yân-ı sâbite” kavramı, mutlak yokluk ile fiilî varlık arasında ara bir statü olarak sunulur: Allah’ın ilminde sabit olan, fakat henüz haricî varlık kazanmamış “öz çekirdekleri.” Bu çerçevede yaratma, “ex nihilo” tarzı bir kopuş olarak değil; tecellî ve zuhur şeklinde, potansiyelin fiile geçmesi olarak okunur. Metin ayrıca Farabî’nin mümkün varlık anlayışıyla karşılaştırma yaparak, İbnü’l-Arabî’nin bunu “aşkınlık–içkinlik gerilimi” üzerinden daha metafizik bir düzeye taşıdığını ima eder.
Bu pasajın yaratma anlayışıyla en uyumlu ifade hangisidir?
A) Yaratma, mutlak yokluktan mutlak varlığa sıçrayıştır; ara statüler kabul edilemez.
B) Yaratma, Allah’ın ilminde zaten sabit olan imkânların tecellî ile görünürlük kazanmasıdır.
C) Yaratma, yalnızca dilsel bir anlatımdır; ontolojik bir süreç değildir.
D) Yaratma, evrenin Allah’tan bağımsızlaşmasıyla tamamlanan tek seferlik bir başlangıçtır.
E) Yaratma, yalnızca insan zihninin kategorik düzenlemesidir; gerçek bir zuhur yoktur.
Cevap: B
5) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, dil–varlık ilişkisinde İbnü’l-Arabî’yi “kata phusin” (doğaya uygun adlandırma) fikrine yakın konumlandırır: kelimeler yalnızca uzlaşımsal işaretler değil, varlığa içkin yankılar gibi düşünülür. Kratylos tartışması üzerinden “isim iyi midir?” sorusunun arkasına, sembolün hakikatle “özsel bağ” kurduğu iddiası yerleştirilir. Buna göre sûfî terminoloji, salt didaktik aktarımın ötesinde, kalbî tecrübe ve sezgisel idrak gerektirir.
Bu pasajın dil felsefesi açısından en güçlü iddiası hangisidir?
A) Dil, bütünüyle toplumsal sözleşmedir; mistik tecrübe dili dışlar.
B) Dil, düşüncenin aracı olduğundan, ontolojiyle ilişkilendirilmesi kategorik hatadır.
C) Dilsel formlar, varlık mertebeleriyle paralellik kurabilir; sembol ve kelime, hakikatin içkin tezahürü olarak anlaşılabilir.
D) Dil yalnızca şiirseldir; felsefî tutarlılık aranmamalıdır.
E) Dil, yalnızca mantıksal önermelerden oluşur; metaforlar bilişsel değersizdir.
Cevap: C
6) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde optik metafor (görme–ışık) yaratılışı açıklamak için kullanılır: göz mutlak karanlıkta göremez; “görme”, gözdeki ışık ile nesnedeki ışığın ittisâliyle gerçekleşir. Buna paralel olarak “varoluş”, mümkün varlıkların istidatlarının Allah’ın iradesiyle buluşmasıyla tahakkuk eder. Metin ayrıca mutlak yokluğun tecellîye mazhar olamayacağını, sadece ontolojik potansiyel taşıyanlara tecellî yöneldiğini belirtir.
Bu optik analojinin kurduğu temel mantık ilişkisi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Görme ile yaratma aynı olaydır; aralarında analoji kurulamaz.
B) Varlık, bütünüyle nesnenin iç ışığına bağlıdır; ilahî irade gereksizdir.
C) Tecellî, potansiyeli bulunan varlık imkânlarının fiile çıkmasını sağlayan bir “açığa çıkma”dır; mutlak yokluk bu sürecin dışındadır.
D) Mutlak yokluk bile tecellî alır; çünkü ilahî irade sınırsızdır.
E) Görme metaforu sadece edebîdir; ontolojiye uygulanamaz.
Cevap: C
7) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde “fiillerin nispeti” problemi (Allah’a mı insana mı?) vahdet-i vücûd bağlamında bir gerilim olarak ele alınır. Fiilleri bütünüyle insana isnat etmek (Mu‘tezile çizgisi) Allah dışında müstakil kudret kabulüne götürebilir; fiilleri bütünüyle Allah’a isnat etmek ise emir-yasak, adalet ve sorumluluk alanını muğlaklaştırabilir. Metin, bu gerilimi aşmak için “ayna/yansıtma” modeline geri dönerek, bağımsız bir kudret kabul etmeksizin insana özgül bir sorumluluk alanı açma çabasını öne çıkarır.
Bu pasajın hedeflediği çözüm stratejisi en doğru biçimde hangisidir?
A) İnsanın fiilleri tamamen yanılsamadır; sorumluluk yoktur.
B) Allah fiilleri yaratır; insan yalnızca zorunlu bir araçtır; etik anlam taşımayan bir düzen vardır.
C) Fiillerin kökeni ilahîdir; fakat insanda “fenomenal” düzeyde nispet edilebilir bir failiyet alanı görünür olur; bu da sorumluluğu temellendirmeye yarar.
D) Fiillerin kökeni insandadır; Allah yalnızca seyircidir.
E) Fiillerin nispeti problemi çözülemez; bu nedenle tartışma anlamsızdır.
Cevap: C
8) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, yıldız–güneş metaforunu izafiyet (görünürlük/yokluk) üzerinden işletir: yıldızların ışığı müstakil değil, güneşten gelen yansıma gibidir; güneş ışığı baskınlaşınca yıldız “yok olmuş” gibi görünür, fakat bu ontolojik yokluk değil, görünürlük koşullarının değişmesidir. Bu argüman, “zan” kavramıyla desteklenir: görünmeme, var olmama değildir. Ayrıca “karışım” iddiası (ışıkların karışması) yıldızların müstakil ışığı olmadığı için temelsizleşir.
Bu pasajın epistemoloji açısından en kritik dersi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Görünürlük, ontolojik gerçekliğin tek ölçütüdür; görünmeyen yoktur.
B) Gözlemci ve bağlam değişince, “var/yok” yargıları izafîleşebilir; fenomenal kayboluş ontolojik yokluğu gerektirmez.
C) Işık metaforları bilimsel değildir; felsefî sonuç üretmez.
D) İzafiyet kabul edilirse hiçbir hakikat kalmaz; tüm yargılar eşdeğerdir.
E) “Zan” kavramı, bilgiye düşman olduğu için bütünüyle terk edilmelidir.
Cevap: B
9) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde yöntem kısmı “nitel, metin-merkezli” bir yaklaşım olarak formüle edilir: el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Fusûsu’l-Hikem temel metinlerdir; ayrıca takipçi literatür de dâhil edilir. Analiz, ayna–harf–ışık sembollerini hem metin içi çözümlemelerle hem de karşılaştırmalı sembolizm perspektifiyle ele alır. Ayrıca sembolik anlatımın çağdaş dinî-felsefî tartışmalara entegrasyonu, modern bireyin anlam arayışı ve dinî tecrübe psikolojisiyle temas noktaları özellikle vurgulanır.
Bu yöntem kurgusuna en uygun araştırma sorusu aşağıdakilerden hangisidir?
A) “İbnü’l-Arabî’nin yaşadığı dönemde aynalar hangi madenlerden üretiliyordu?”
B) “Ayna, harf ve ışık sembolleri, İbnü’l-Arabî’de Allah-âlem-insan ilişkisinin ontolojik ve epistemolojik katmanlarını nasıl yapılandırır?”
C) “Kur’an’da kaç defa ‘nûr’ kelimesi geçer?”
D) “Tasavvuf musikisinin makamları sembolik midir?”
E) “Modern psikolojide sembol kavramı tamamen reddedilmiş midir?”
Cevap: B
10) Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin sonuç bölümünde üç sembol arasında hiyerarşik bir bütünlük kurar: ışık varlık zemininin tezahürü, harf anlamın yapısal kodu, ayna ise bu anlamın bilinç düzeyinde tecellî ettiği sahnedir. Böylece sembol, “hakikatin arkasında” değil “hakikatin derinliğinde” bulunur; literalizmi aşan çok katmanlı hermenötiğe imkân tanır. Bu çerçevede, sembolizmin solipsist kapanmaya değil, hakikate açılmaya hizmet ettiği vurgulanır.
Bu pasajın genel teziyle en uyumlu değerlendirme hangisidir?
A) Sembolizm, din dilini belirsizleştirir; bu yüzden literalizme dönmek gerekir.
B) Sembolizm, yalnızca estetik bir süslemedir; metafizik iddia taşımaz.
C) Sembolizm, hakikatin mertebeli açılımını mümkün kılan bir ifade rejimidir; yorum, hakikatin yerine geçmez ama ona yönelen bir idrak inşa eder.
D) Sembolizm, bireyi içe kapatır; dış dünyayla ilişkiyi keser.
E) Sembolizm, yalnızca tarihsel bir kalıntıdır; çağdaş tartışmalara taşınamaz.
Cevap: C
11. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbnü’l-Arabî’de “ayna” sembolü, yalnızca bir benzetme değildir; varlığın “zuhur” tarzını açıklayan bir ontolojik ara yüzdür. Aynada beliren sûret, ne aynanın kendisidir ne de aynadan bağımsız bir gerçeklik taşır. Bu yüzden ayna, Allah–âlem ilişkisinde “özdeşlik” ile “ayrılık” ikiliğini aynı anda taşıyan bir eşik alanı işlevi görür. Metnin çeşitli yerlerinde vurgulanan “huve/lâ huve” formülü, bu eşik alanın zorunlu dilsel karşılığıdır: Hak tecellî eder, fakat tecellî edilen sûret Hak’ın zâtı değildir. Böylece sembol, hem hakikati görünür kılar hem de hakikatin mutlaklığını korumak için onu doğrudan “ele geçirilir” olmaktan uzak tutar.
Bu paragrafın kurduğu argümanın en isabetli sonucu hangisidir?
A) Ayna metaforu, Allah’ın âlemle özdeş olduğunu savunan katı bir panteizmi zorunlu kılar.
B) Ayna metaforu, Allah ile âlem arasında yalnızca nedensel ve dışsal bir bağ bulunduğunu söyler.
C) Ayna metaforu, Allah–âlem ilişkisini “ne tam özdeşlik ne de mutlak ayrılık” şeklinde eşiksel bir ontolojiyle açıklar.
D) Ayna metaforu, sembollerin yalnızca pedagojik süsleme olduğunu; ontolojik değeri bulunmadığını gösterir.
E) Ayna metaforu, tecellî fikrini anlamsızlaştırır; çünkü yansımanın hakikatle hiçbir bağı yoktur.
Cevap Anahtarı: C
12. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde “işaret” ile “sembol” arasındaki ayrım, özellikle dinî sembolizm bağlamında belirleyicidir. İşaret, çoğu zaman uzlaşımsal ve ikame edilebilir bir göstergedir; yerine başka bir işaret konulabilir. Buna karşılık dinî sembol, temsil ettiği kutsal gerçeklikle “özsel” bir bağ taşır; ikame edilebilirliği sınırlıdır. Sembol, yalnızca bir şeyin yerine geçen işaret değil; anlamı taşıyan, yeniden üreten ve hatta tecrübenin kendisini kuran bir yapıdır. Bu nedenle dinî sembol, hem epistemolojik (anlamı mümkün kılma) hem de ontolojik (kutsal gerçeklikle bağ kurma) bir işlev üstlenir.
Bu açıklamaya göre aşağıdakilerden hangisi dinî sembolün işaretten farkını en doğru biçimde ifade eder?
A) Dinî sembol tamamen keyfîdir; işaret ise doğaya uygundur.
B) Dinî sembol yalnızca estetik amaçlıdır; işaret ise anlam taşır.
C) Dinî sembol temsil ettiği kutsalla özsel bağ kurar; işaret ise çoğunlukla ikame edilebilir uzlaşımsal bir göstergedir.
D) Dinî sembol yalnızca bireysel psikolojiye aittir; işaret yalnızca toplumsal bilinçte yaşar.
E) Dinî sembol somut nesneleri, işaret soyut kavramları temsil eder.
Cevap Anahtarı: C
13. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbnü’l-Arabî’nin harf sembolizmi, evreni “semiyotik kozmos” gibi okumaya elverişli kılar: Varlıklar, ilahî isim ve sıfatların mertebeli tezahürleridir. Harf bu düzende yalnızca fonetik/alfabetik bir birim değil, yaratılışın ilksel formu ve ontolojik kodudur. “Kün” emrinin, sıradan bir buyruktan ziyade ilksel logosun görünürleşmesi olarak yorumlanması, harfleri kozmik düzenin taşıyıcısı hâline getirir. Bu yaklaşımda dil, düşünceyi taşıyan bir araç olmaktan çıkar; varlığın kendi kendisini açtığı bir hakikat düzlemine dönüşür.
Bu paragrafın mantığına göre “harf” kavramının statüsü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Harf, yalnızca dilbilgisel bir yapı taşıdır; ontolojiyle bağı kurulamaz.
B) Harf, ilahî isimlerin tezahürünü taşıyan kozmik bir kod olarak hem semantik hem ontolojik işlev üstlenir.
C) Harf, varlık düzenini parçalar; birlik fikrini imkânsızlaştırır.
D) Harf, yalnızca şiirsel anlatımın bir unsuru olup metafizik değer taşımaz.
E) Harf, Allah’ın zâtıyla tam özdeş olup tecellî fikrini gereksiz kılar.
Cevap Anahtarı: B
14. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde a‘yân-ı sâbite, ne mutlak varlık ne de mutlak yokluk olarak tasvir edilir; Allah’ın ezelî ilminde sabit bulunan “imkân özleri”dir. Yaratılış, bu sabit özlerin tecellî ile haricî varlık kazanması olarak okunur. Böylece “yoktan yaratma” dilinden çok “zuhur/tecellî” dili öne çıkar. Bu ara-mertebe fikri, varlık-yokluk ikiliğini sert bir ayrım olmaktan çıkarır; varlık mertebeleri düşüncesini sistemin merkezine yerleştirir.
Bu açıklamadan hareketle aşağıdakilerden hangisi a‘yân-ı sâbite’nin doğru tanımıdır?
A) Allah’ın zâtının bir parçası olan, mutlak ve zorunlu varlıklar.
B) Mutlak yoklukla aynı olan, hiçbir şekilde varlığa çıkamayacak varlık tasarımları.
C) Allah’ın ilminde sabit olup tecellî ile haricî varlık kazanabilen imkân özleri (ara-mertebe).
D) Sadece toplumsal uzlaşıyla üretilmiş hayalî semboller.
E) Varlığın bütünüyle bağımsız, Allah’tan kopuk gerçeklik çekirdekleri.
Cevap Anahtarı: C
15. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbnü’l-Arabî’nin optik metaforu, varoluşun açıklamasında işlevsel bir analoji üretir: Göz, mutlak karanlıkta nesneyi göremez; görme, gözdeki ışık ile nesnedeki “ışığın” birleşmesine bağlıdır. Benzer biçimde varoluş, mümkin varlıkların istidâdının ilahî tecellî ile birleşmesiyle fiilî hâle gelir. Bu model, varoluşu yalnızca dışsal bir “yaratma” olarak değil, içkin bir “açığa çıkma/zuhur” olarak düşünmeye zorlar.
Bu analojide “görme” ile “varoluş” arasındaki eşleştirmenin en doğru karşılığı hangisidir?
A) Görme = tamamen öznel kurgu; varoluş = tamamen öznel kurgu.
B) Görme = ışığın gözden bağımsız oluşu; varoluş = mümkinlerin Allah’tan bağımsız oluşu.
C) Görme = göz ışığı + nesne ışığı ittisâli; varoluş = istidâd + tecellî birleşmesiyle zuhûr.
D) Görme = nesnenin gözden kaçması; varoluş = varlığın yokluğa dönmesi.
E) Görme = karanlığın artması; varoluş = tecellînin kesilmesi.
Cevap Anahtarı: C
16. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, vahdet-i vücûd ufkunda insan fiillerinin nispeti sorununu “etik gerilim” olarak kurar: Fiiller bütünüyle insana isnat edilirse Allah dışında müstakil kudret kabul edilmiş olur; fiiller bütünüyle Allah’a isnat edilirse emir–yasak ve sorumluluk zemini muğlaklaşır. Bu ikili sıkışmayı aşmak için “ayna” ve “yansıma” modeli devreye sokulur: İnsan kudreti, ilahî kudretin yansımasıdır; kaynağa özdeş değildir ama fenomenal düzlemde bağımsız görünüm taşır. Böylece hem tevhid korunur hem de sorumluluk için bir alan açılır.
Bu paragrafın önerdiği çözümün çekirdeği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Etik gerilim çözülemez; bu yüzden ahlâkî sorumluluk tamamen reddedilmelidir.
B) Fiiller yalnızca insana aittir; Allah’ın fiillerle ilişkisi yoktur.
C) Fiiller yalnızca Allah’a aittir; insanın özgün fail oluşu bir yanılsamadır.
D) İnsan fiilleri, ilahî kudretin yansıması olarak kaynağa bağlıdır; fakat sorumluluğu mümkün kılan izafî bir failiyet alanı taşır.
E) Sembol dili etik sorunları arttırır; bu yüzden semboller dışlanmalıdır.
Cevap Anahtarı: D
17. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde “huve/lâ huve” formülü, klasik mantığın ikili (ya-ya da) yapısının sınırını zorlayan bir ontolojik söylem olarak sunulur. Bu söylem, Allah ile âlem arasında ne tam özdeşlik ne de mutlak ayrılık kurulabileceğini, bunun yerine “berzahî” bir aradalık bulunduğunu ileri sürer. Bu aradalık, tecellînin imkân koşuludur: Hak mutlak aşkınlığını yitirmeden içkin olarak tecrübe edilebilir. Sembol dili, tam da bu ikiliğin kavramsal dile sığmayan gerilimini taşımaya yarar.
Bu paragraf, “huve/lâ huve” ifadesinin hangi işlevini vurgular?
A) Allah ile âlem arasındaki ilişkiyi basit özdeşliğe indirgemesini
B) Allah ile âlem arasındaki ilişkiyi radikal kopuşa indirgemesini
C) Özdeşlik–ayrılık ikiliğini aşan berzahî aradalığı dilsel olarak taşımasını
D) Mantığın üçüncü hâl yoktur ilkesini aynen tekrar etmesini
E) Sembolün epistemolojik işlevini reddedip yalnızca estetik kalmasını
Cevap Anahtarı: C
18. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metin, sembollerin yalnızca tarihsel-teolojik bağlamlarla sınırlı olmadığını; modern bireyin anlam arayışında da “üretken” olabildiğini savunur. Ancak bu sav, sembolleri keyfîleştiren bir relativizme dönüşmez: Çünkü sembol, işaret gibi kolayca ikame edilebilir değildir; taşıdığı anlam ağları kültürel süreklilik ve metafizik yönelimle iç içe geçmiştir. Buradan bakıldığında sembol, hem “yorum üretir” hem de “yorumu disipline eder”: Her yorum serbest değildir; sembolün tarihsel ve ontolojik yükü yorumun sınırlarını da çizer.
Bu paragrafın ima ettiği en güçlü eleştirel sonuç hangisidir?
A) Semboller çağdaş dünyada işlevsizdir; yalnızca folklorik değeri vardır.
B) Semboller tamamen öznel olduğu için her yorum eşdeğer derecede doğrudur.
C) Semboller, güncel bağlamlarda üretken olabilir; fakat tarihsel-ontolojik yükleri nedeniyle yorumun sınırsız keyfîleşmesini de engeller.
D) Semboller, yalnızca bilimsel kanıtla doğrulanırsa anlam kazanır.
E) Semboller, dinî tecrübenin paylaşılabilirliğini ortadan kaldırır.
Cevap Anahtarı: C
19. Soru
Aşağıdaki metni okuyunuz:
Metinde farklı insanların hakikati algılama biçimleri, “ayna”ların farklı cilâ ve mizaç düzeyleriyle açıklanır: Aynı nesne, farklı aynalarda farklı berraklık ve derinlikte yansır. Buradan hareketle dinî/teolojik çoğulluk, salt tarihî-kültürel sapma değil; tecellînin çok yüzlülüğünün zorunlu bir sonucu olarak düşünülür. Bununla birlikte metin, bu çoğulluğu “her şey eşit derecede doğrudur” sonucuna taşımaktan kaçınır; çünkü en kapsamlı yansıtma kapasitesine sahip örnek olarak “insân-ı kâmil” modeli öne sürülür.
Bu paragrafın kurduğu denge hangi seçenekte en doğru ifade edilmiştir?
A) Çoğulluk yanılsamadır; herkes aynı hakikati aynı şekilde kavrar.
B) Çoğulluk, hakikatin yokluğunu kanıtlar; dolayısıyla hiçbir iddia değer taşımaz.
C) Çoğulluk, tecellînin çok yüzlülüğünün sonucudur; ancak yansıtma dereceleri farklıdır ve insân-ı kâmil modeli “kapsayıcılık/derinlik” ölçütü sunar.
D) Çoğulluk yalnızca siyasal güç ilişkilerinin ürünüdür; metafizik temeli yoktur.
E) Çoğulluk, sembol dilinin hatasından doğar; semboller kaldırılınca çözülür.
Cevap Anahtarı: C
İbni Rüşd Hakkında test sorularıdır
SORU 1
Aşağıdaki metni dikkatle okuyunuz:
İbn Rüşd, Aristoteles’in eserlerine yazdığı şerhlerle yalnızca bir aktarıcı ya da mütercim olarak değil, felsefenin epistemolojik statüsünü yeniden kuran bir düşünür olarak öne çıkmıştır. Ona göre Aristoteles’in sistemi, Neoplatonist ve kelâmî eklemelerden arındırılmalı; felsefe, burhânî (kanıta dayalı) yöntemle hakikate ulaşmayı amaçlayan bağımsız bir bilgi alanı olarak korunmalıdır. Bu yaklaşım, İbn Rüşd’ü hem İslam dünyasında hem de Batı skolastiğinde tartışmalı fakat kurucu bir figür hâline getirmiştir.
Bu metne göre İbn Rüşd’ün Aristoteles yorumculuğunun ayırt edici özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Aristoteles’i kelâmî öncüllerle uzlaştırarak teolojik bir sistem kurması
B) Aristoteles felsefesini olduğu gibi aktararak yorumdan kaçınması
C) Aristoteles’i Neoplatonist metafizik ile sentezlemesi
D) Aristoteles felsefesini eleştirel biçimde yeniden inşa ederek bağımsız epistemolojik bir alan olarak savunması
E) Aristoteles’in eserlerini yalnızca hukuk ve ahlak alanında kullanması
Doğru cevap: D
SORU 2
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbn Rüşd, felsefe ile din arasındaki ilişkiyi bir çatışma alanı olarak değil, “süt kardeşliği” metaforu üzerinden açıklamıştır. Bu metafor, her iki alanın da aynı hakikatten beslendiğini, ancak farklı epistemik yöntemler ve söylem düzeyleri kullandığını ifade eder. Felsefe, burhânî akıl yürütmeyle hakikati kavrarken; din, sembolik ve hitabî bir dil aracılığıyla geniş kitlelere yönelir. Buna göre, zahirî anlam ile aklî te’vil arasında hiyerarşik fakat çatışmasız bir ilişki söz konusudur.
Bu metinden hareketle İbn Rüşd’ün akıl–vahiy ilişkisine dair yaklaşımı aşağıdakilerden hangisiyle en doğru biçimde ifade edilebilir?
A) Akıl, vahyin yerine geçmelidir
B) Vahiy, aklı tamamen gereksiz kılar
C) Akıl ve vahiy özdeş epistemik araçlardır
D) Akıl ve vahiy aynı hakikatin farklı yöntemlerle ifade edilmiş biçimleridir
E) Akıl yalnızca dünyevî bilgide geçerlidir
Doğru cevap: D
SORU 3
Aşağıdaki pasajı dikkatle inceleyiniz:
Orta Çağ Avrupa’sında İbn Rüşd’ün Aristoteles şerhleri Paris ve Padova gibi üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuş; bu durum Latin Averroizmi olarak bilinen felsefi akımın doğmasına yol açmıştır. Bu akım, aklın hakikate ulaşmadaki nihai otorite olduğunu savunmuş ve skolastik teolojinin baskın olduğu bir entelektüel iklimde ciddi tartışmalara neden olmuştur. Thomas Aquinas gibi düşünürler, İbn Rüşd’ün görüşlerini hem eleştirmiş hem de kendi sistemlerini inşa ederken ondan yoğun biçimde yararlanmıştır.
Bu metne göre Latin Averroizminin Batı düşüncesindeki rolü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Skolastik düşünceyi tamamen ortadan kaldırması
B) Aristoteles felsefesini reddetmesi
C) Akıl merkezli epistemolojiyi Batı üniversitelerinde tartışmaya açması
D) Hristiyan teolojisini saf biçimde savunması
E) Deneysel bilimi felsefeden ayırması
Doğru cevap: C
SORU 4
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbn Rüşd, Aristoteles şerhlerini küçük (cevâmi), orta (telhîs) ve büyük (tafsîr) olmak üzere üç kategoride kaleme almıştır. Bu sistem, farklı bilgi düzeylerine sahip okuyuculara hitap etmeyi amaçlar. Küçük şerhler temel kavramlara giriş niteliği taşırken, orta şerhler daha derin analizler sunar; büyük şerhler ise metni satır satır çözümleyerek kapsamlı felsefi tartışmalar içerir.
Bu açıklamaya göre İbn Rüşd’ün şerh sisteminin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Aristoteles’i yalnızca uzman filozoflara hitap eden bir düşünür hâline getirmek
B) Felsefeyi seçkin bir sınıfın tekelinde tutmak
C) Felsefi bilgiyi pedagojik olarak katmanlandırmak
D) Aristoteles’in metinlerini sadeleştirerek felsefeyi ortadan kaldırmak
E) Şerh geleneğini kelâmın yerine geçirmek
Doğru cevap: C
SORU 5
Aşağıdaki pasajı okuyunuz:
İbn Rüşd’e göre “hakikat hakikate ters düşmez” ilkesi, epistemolojisinin merkezinde yer alır. Bu ilke, felsefi bilginin doğru yöntemle elde edildiğinde dinî hakikatlerle çelişemeyeceğini savunur. Bu nedenle zahirî anlam ile aklî te’vil arasında bir tercih değil, bağlama ve muhataba göre değişen bir yöntem farkı bulunmaktadır.
Bu metne dayanarak İbn Rüşd’ün bilgi anlayışı için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Hakikat görecelidir
B) Dinî bilgi akıl tarafından yanlışlanmalıdır
C) Felsefe ve din farklı hakikatlere ulaşır
D) Yöntemler farklı olsa da ulaşılan hakikat tektir
E) Akıl yalnızca metafizikte kullanılmalıdır
Doğru cevap: D
SORU 6
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbn Rüşd, Gazali’nin zorunlu nedenselliği reddeden yaklaşımına karşı çıkarak doğa yasalarının düzenli ve rasyonel bir yapıya sahip olduğunu savunmuştur. Ona göre nedenselliğin inkârı, bilginin imkânını ve bilimin sürekliliğini ortadan kaldırır. Bu nedenle Aristotelesçi nedensellik anlayışı, yalnızca metafizik değil, epistemolojik açıdan da zorunludur.
Bu metne göre İbn Rüşd’ün nedensellik anlayışının temel işlevi nedir?
A) Tanrısal iradeyi sınırlamak
B) Bilimsel bilginin imkânını temellendirmek
C) Metafiziği reddetmek
D) Deneyimi aklın yerine geçirmek
E) Determinizmi bütünüyle savunmak
Doğru cevap: B
SORU 11
Aşağıdaki metni dikkatle okuyunuz:
Abbasi Halifeliği döneminde Aristoteles’in eserlerinin Arapçaya çevrilmesi, basit bir tercüme faaliyeti değil; aynı zamanda kavramsal ve epistemolojik bir yeniden inşa sürecidir. Bu süreçte, bazı mütercimlerin Plotinos’a ait Enneadlar’ı Aristoteles’e atfetmesi, Grek felsefesi içinde metodolojik ayrımların yeterince netleşmediğini göstermiştir. Bu karışıklık, Farabi ve İbn Sina gibi filozoflar tarafından kısmen giderilmiş olsa da, Aristoteles’in özgün sistematiğini Neoplatonist ve kelâmî etkilerden arındırma girişimi en sistematik biçimini İbn Rüşd’ün çalışmalarında bulmuştur.
Bu metne göre İbn Rüşd’ün İslam felsefesi içindeki özgün konumu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Aristoteles’i Neoplatonizmle uyumlu hâle getiren filozof olması
B) Tercüme faaliyetlerini sona erdiren düşünür olması
C) Aristoteles felsefesini kelâmî düşünceye tâbi kılması
D) Aristoteles’in özgün sistemini eleştirel arındırma sürecine tâbi tutması
E) Plotinos’u Aristoteles’ten üstün görmesi
Doğru cevap: D
SORU 12
Aşağıdaki pasajı okuyunuz:
Halife Me’mun’un Aristoteles’e duyduğu ilgi, yalnızca entelektüel bir merakın ürünü değildir. Bizans İmparatoru’ndan Aristoteles’in Metafizik adlı eserinin orijinal nüshalarının talep edilmesi, metinlerin otantikliği ve epistemik güvenilirliği konusundaki hassasiyeti ortaya koyar. Bu durum, İslam dünyasında felsefi bilginin yalnızca aktarılması değil, doğrulanması gereken bir alan olarak görüldüğünü göstermektedir.
Bu metinden hareketle Abbasi dönemindeki çeviri faaliyetlerinin temel niteliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Metinlerin siyasi propaganda amacıyla kullanılması
B) Yalnızca pratik bilimlere yönelinmesi
C) Felsefenin din karşısında araçsallaştırılması
D) Metinlerin epistemik otoritesinin sorgulanması
E) Aristoteles’in tamamen reddedilmesi
Doğru cevap: D
SORU 13
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbn Rüşd, Aristoteles’i insan aklının ulaşabileceği en yüksek düzeyin temsilcisi olarak görmüş; onun mantık, doğa felsefesi ve metafizikte kurduğu sistemin evrensel geçerliliğe sahip olduğunu savunmuştur. Ancak bu bağlılık, körü körüne bir taklit anlamına gelmez. İbn Rüşd, yanlış tercümelerden ve hatalı yorumlardan kaynaklanan problemleri eleştirerek Aristoteles’in düşüncesini “doğru anlamaya” çalışmıştır.
Bu pasajdan hareketle İbn Rüşd’ün Aristoteles’e yaklaşımı nasıl tanımlanabilir?
A) Dogmatik ve eleştirisiz
B) Tarihselci ve görelilikçi
C) Eleştirel sadakat temelinde
D) Sezgisel ve mistik
E) Deney karşıtı
Doğru cevap: C
SORU 14
Aşağıdaki metni inceleyiniz:
İbn Rüşd’e göre dil yerel, düşünce ise evrenseldir. Matematiksel ve mantıksal doğrular, belirli bir dile veya kültüre bağlı olmaksızın geçerlidir. Bu nedenle Aristoteles’in doğru anlaşılması, yalnızca çeviri faaliyetiyle değil; kavramsal titizlik ve mantıksal çözümleme ile mümkündür.
Bu metin, İbn Rüşd’ün hangi epistemolojik ilkesini en iyi şekilde yansıtmaktadır?
A) Kültürel görelilik
B) Metafizik sezgicilik
C) Evrensel akıl anlayışı
D) Dini literalizm
E) Tarihsel determinizm
Doğru cevap: C
SORU 15
Aşağıdaki pasajı okuyunuz:
Orta Çağ Avrupa’sında İbn Rüşd’ün şerhleri, özellikle Paris Üniversitesi’nde Aristotelesçi felsefenin temel referansları hâline gelmiştir. Ancak bu etki, Kilise otoriteleri açısından ciddi bir tehdit olarak algılanmış; 1277 yılında bazı Averroist görüşler resmî olarak yasaklanmıştır. Bu durum, İbn Rüşd’ün akıl merkezli epistemolojisinin ne denli dönüştürücü olduğunu göstermektedir.
Bu metne göre Averroist düşüncenin Kilise tarafından tehdit olarak algılanmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Deneysel bilimi reddetmesi
B) Akla mutlak epistemik otorite tanıması
C) Dini tamamen dışlaması
D) Metafiziği inkâr etmesi
E) Ahlakı reddetmesi
Doğru cevap: B
SORU 16
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbn Rüşd, bilgiye ulaşmanın tek bir yolu olmadığını kabul etmekle birlikte, burhânî yöntemi en yetkin epistemik araç olarak görür. Ancak burhânın mümkün olmadığı bağlamlarda hitabî ve kıyasî yöntemlerin de meşru olduğunu savunur. Bu yaklaşım, bilginin muhatabına ve bağlamına göre yöntemsel farklılaşmasını gerekli kılar.
Bu metinden hareketle İbn Rüşd’ün bilgi anlayışı için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Yöntemsel monizm
B) Epistemolojik anarşizm
C) Bağlama duyarlı rasyonalite
D) Sezgisel bilgi üstünlüğü
E) Deneysel empirizm
Doğru cevap: C
SORU 17
Aşağıdaki metni inceleyiniz:
Aristoteles’in dört neden kuramı, İbn Rüşd tarafından yalnızca doğa olaylarını açıklamak için değil, aynı zamanda bilginin yapısını temellendirmek için de kullanılmıştır. Ona göre bir şeyi bilmek, onun nedenlerini bilmekle mümkündür ve bu nedenler maddi, formel, etkin ve ereksel boyutlarıyla birlikte ele alınmalıdır.
Bu pasajdan hareketle İbn Rüşd’ün nedensellik anlayışının epistemolojik sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bilgi sezgiyle elde edilir
B) Bilgi, neden bilgisine dayanır
C) Bilgi yalnızca deneyle mümkündür
D) Bilgi görecelidir
E) Bilgi vahiy dışıdır
Doğru cevap: B
SORU 18
Aşağıdaki pasajı okuyunuz:
İbn Rüşd’e göre Tanrı, Aristoteles’te olduğu gibi yalnızca “ilk hareket ettirici” değildir; aynı zamanda varlık düzeninin sürekliliğini sağlayan nihai ilkedir. Bu yaklaşım, Aristotelesçi metafiziğin İslam teolojisiyle uzlaştırılmasına yönelik bilinçli bir yorum stratejisidir.
Bu metne göre İbn Rüşd’ün Aristoteles yorumu hangi yönüyle özgündür?
A) Tanrı’yı evrenden tamamen soyutlaması
B) Tanrı’yı yalnızca sembolik bir kavram olarak ele alması
C) Aristotelesçi ilk nedeni teolojik bir çerçeveye yerleştirmesi
D) Metafiziği reddetmesi
E) Nedenselliği inkâr etmesi
Doğru cevap: C
SORU 19
Aşağıdaki metni okuyunuz:
İbn Rüşd, Aristotelesçi epistemolojiyi savunurken Gazali’nin zorunlu nedenselliği reddeden yaklaşımını bilginin imkânını tehdit eden bir tutum olarak değerlendirmiştir. Ona göre doğa yasalarının sürekliliği reddedildiğinde bilimsel bilgi ve rasyonel açıklama zemini ortadan kalkar.
Bu metin, İbn Rüşd’ün Gazali’ye yönelttiği eleştirinin hangi yönünü vurgulamaktadır?
A) Ahlaki relativizm
B) Bilgi teorisinin çöküşü riski
C) Siyasi otorite sorunu
D) Dil felsefesi problemi
E) Metafor kullanımının fazlalığı
Doğru cevap: B
SORU 20
Aşağıdaki pasajı okuyunuz:
İbn Rüşd’ün düşünsel mirası, yalnızca Orta Çağ ile sınırlı kalmamış; Rönesans, Aydınlanma ve modern bilim felsefesi üzerinde dolaylı fakat kalıcı etkiler bırakmıştır. Akıl merkezli bilgi anlayışı, modern rasyonalizmin epistemolojik öncüllerinden biri olarak değerlendirilmiş; bu yönüyle İbn Rüşd, tarihsel bir figür olmanın ötesinde, çağdaş felsefi tartışmaların da referans noktası hâline gelmiştir.
Bu metne göre İbn Rüşd’ün modern düşüncedeki önemi aşağıdakilerden hangisiyle en doğru biçimde ifade edilebilir?
A) Tarihsel bir dipnot olması
B) Sadece İslam düşüncesiyle sınırlı kalması
C) Modern rasyonalizmin epistemolojik öncüllerinden biri olması
D) Deneysel bilimi reddetmesi
E) Postmodern düşüncenin kurucusu olması
Doğru cevap: C
erol güngör test soruları
1. Kent–köy ayrımı üzerinden okunduğunda tasavvufun tarihsel serencamı, yalnızca bireysel maneviyatın iniş çıkışlarıyla değil, ilim–irfan kurumlarının örgütlenme biçimleriyle de belirginleşir. Kent tasavvufu, medreseyle dergâhın eşgüdümlü çalıştığı; Gazâlî, Mevlânâ ve İbnü’l-Arabî gibi isimlerin sistematik bilgiyle sezgiyi aynı çatı altında buluşturduğu bir çerçeve sunar. Buna karşılık köy tasavvufu, düşük kurumsal yoğunluk, keramet ve şatahat vurgusu, içe kapanma eğilimi ve yer yer denetimsiz otorite figürleriyle tanımlanan dağınık bir pratikler yığınını andırır. Erol Güngör’ün tipolojisi, yalnızca bir tasnif değil, aynı zamanda toplumsal sermayenin nasıl üretildiğine ve eğitimle maneviyatın nasıl eklemlendiğine dair bir tezdir: Kurumsal omurga güçlendikçe tasavvuf, toplumsal bütünleşmeye ve üretkenliğe daha fazla katkı sağlar.
Soru: Paragrafa göre “kent tasavvufu”nun ayırt edici niteliği nedir?
A) Keramet merkezli pratiklerin kurumsallaştırılması
B) Medrese–dergâh eşgüdümüyle akıl ve sezginin müşterek işletilmesi
C) Dış etkilerden arındırılmış saf maneviyat
D) Sadece bireysel deneyime dayalı bilgi üretimi
E) Devlet denetiminden bütünüyle bağımsızlık
Doğru cevap: B — Kent tasavvufu, medrese ve dergâhın birlikte işlediği rasyonel-sezgisel sentezle tanımlanır.
2. Erol Güngör’ün bilgi kuramı okumasında tasavvuf, duyusal veriyi ve zihinsel tümevarımı büsbütün reddetmez; ancak “hakikate nüfuz” iddiasını sezgisel tecrübeye, yani hads’e bağlar. Bu bağlamda sezgi, yalnızca bir duygu patlaması değil; disiplin, arınma ve kavramsal berraklıkla desteklenmesi gereken bir idrak kipidir. Yine de sezginin öznel yapısı, denetimsiz bırakıldığında dogmatik içe kapanmaları ve bâtınî sapmaları tetikleyebilir. Bu nedenle Güngör, sezgiyi aklî muhasebe ve teolojik çerçeveyle eklemleyen “denge” vurgusunu ısrarla öne çıkarır.
Soru: Güngör’ün sezgiye ilişkin temel itirazı hangi riske odaklanır?
A) Sezginin bilimi tamamen ikame etmesi
B) Sezginin hiç üretken olmaması
C) Sezginin öznel doğası nedeniyle bâtınî sapmalara kapı aralaması
D) Sezginin yalnızca şiirselliğe hizmet etmesi
E) Sezginin tarihsel bağlamı gereksiz kılması
Doğru cevap: C — Metin, sezginin öznel yapısının denetimsiz kalırsa bâtınî sapmaları besleyebileceğini vurgular.
3. Vahdet-i Vücûd tartışması, panteizm ithamlarıyla gölgelenmiş olsa da İbnü’l-Arabî’nin sistemi varlığı “Bir”e irca etmez; çokluğu, ilahî isimlerin tecellisi olarak kavramsallaştırır. Birliğin keşfi, ontolojik bir “erime”den ziyade epistemik bir farkındalık meselesidir: İnsan, zaten ayrık olmadığı hakikati idrak eder. Bu çerçeve, fenâ ve bekâ kavramlarını etik-manevî bir dönüşüm hattına yerleştirir; özne, ilahî iradeyle uyumlu bir yaşam formuna açılır.
Soru: Paragrafa göre Vahdet-i Vücûd’un merkezî iddiası hangi seçenekte en doğru yansıtılmıştır?
A) Tüm çokluğu ortadan kaldıran mutlak tekçilik
B) İnsan-Tanrı özdeşliğini ontolojik birleşme olarak kurmak
C) Çokluğu ilahî isimlerin tezahürü olarak anlamak
D) Fenâ ve bekâyı ritüel seviyesinde sınırlamak
E) Panteizmi İslamîleştirmek
Doğru cevap: C — Çokluk, ilahî isimlerin tecellisi olarak açıklanır; bu, panteist özdeşlikten ayrılır.
4. Metin, tasavvufun kökenleri tartışılırken Yeni Eflatunculuk, İran-Hint mistisizmi ve yerel inançlarla temas noktalarını inkâr etmez; fakat bu etkileşimlerin “özgün İslami omurga”yı bütünüyle iptal ettiğini de söylemez. Güngör’ün yaklaşımı, karşılaşmaların açıklayıcı gücünü teslim edip teolojik sürekliliği gözden kaçırmayan “karma model”dir: Etki vardır, fakat özdeşlik yoktur; ödünç alınan kavramsal araçlar, Kur’anî-nebevî çekirdek üzerinde yeniden işlevlendirilir.
Soru: Bu “karma model” en iyi hangi ifadeyle özetlenir?
A) Tasavvuf tamamen dışa bağımlıdır
B) Tasavvuf bütünüyle otantik ve yalıtılmıştır
C) Dış etkiler seçici biçimde içselleştirilir, İslami çekirdek korunur
D) Kaynak tartışmaları önemsizdir
E) Kurumsal faktörler köken tartışmasını geçersiz kılar
Doğru cevap: C — Metin, etkilerin seçici içselleştirilip İslami omurganın korunduğunu savunur.
5. Osmanlı tecrübesinde medrese ile tekkenin birlikte yönetimi, dinî otoritenin standardizasyonu ile halkın manevî ihtiyaçlarının dengelenmesini hedefleyen bir siyasal-kurumsal tasarımdı. Bu dengeleme başarıyla sürdürüldüğünde, tarikatlar toplumla devlet arasındaki arayüz işlevini üstlenebildi; tersi durumda ise denetimsiz yapılar taşra-kent hattında gerilimler üretti. Metin, modern dönemde radikal kopuşların görünen sorunları bastırsa da görünmeyen alanlarda yeni fay hatları üretebileceğine dikkat çeker.
Soru: Paragrafa göre çatışma riskini azaltan temel unsur nedir?
A) Tarikatların bütünüyle kapatılması
B) Medresenin yerini üniversitelerin alması
C) Medrese–tekke dengesinin kurumsal denetimle sürdürülmesi
D) Tüm dinî yapılara tam serbestlik
E) Dış etkilerin yasaklanması
Doğru cevap: C — Kurumsal denge ve denetim, gerilimleri azaltan ana mekanizma olarak sunulur.
6. “Kolonizatör dervişler” anlatısı, Anadolu-Balkan sahasında tasavvufun yalnızca öğreti aktarımı değil, aynı zamanda esnaf-zanaatkâr ağları üzerinden iktisadî-ahlakî bir ekosistem kurduğunu vurgular. Yerel halkla kurulan karşılıklılık ilişkileri, adalet ve emniyet gibi normların gündelik hayatta görünürleşmesini sağlayarak İslamlaşma sürecine organik bir zemin hazırlamıştır. Bu süreç, zorlayıcı tahakkümden ziyade ikna, hizmet ve kurumsal gözeneklilikle ilerlemiştir.
Soru: Bu tasvir hangi kavramın altını en çok çizer?
A) Zorlayıcı fetih teolojisi
B) Karizmatik otoritenin tek başına gücü
C) Sosyal sermaye ve ahlâkî-iktisadî ağların dönüştürücü etkisi
D) Doktriner tartışmaların belirleyiciliği
E) Devlet memurluğunun yaygınlaşması
Doğru cevap: C — Metin, ağlar ve sosyal sermayenin dönüşüm gücünü öne çıkarır.
7. Güngör’ün modern gençlik eleştirisi, manevî açlığın tek boyutlu ritüelizmle doyurulmasının bilim, sanat ve yurttaşlık yetkinliklerini törpüleyebileceği uyarısını içerir. Çözüm olarak, aklî-sezgisel yetileri birlikte besleyen ve etik sorumluluğu kamusal üretkenlikle buluşturan bir eğitim mimarisi önerilir. Amaç, içsel derinlik ile toplumsal faydayı aynı hatta buluşturmaktır.
Soru: Paragrafın önerdiği eğitim tasarımının temel ilkesi nedir?
A) Maneviyatı tek başına yeterli görmek
B) Bilimi merkeze alıp maneviyatı dışlamak
C) Akıl ve sezgiyi dengeleyerek kamusal sorumluluğu güçlendirmek
D) Yalnızca mesleki becerilere odaklanmak
E) Ritüel yoğunluğunu artırmak
Doğru cevap: C — Denge ve kamusal sorumluluk, önerilen mimarinin eksenidir.
8. Müsteşrik literatürünün kullanımı, metodolojik açıdan iki uç arasında gidip gelmeye açıktır: Bir yanda “dışarıdan bakış”ın kör noktaları, öte yanda kapalılık nedeniyle içeride görünmez kalan verilerin ifşası. Metin, bu ikilemi pragmatik çözer: Orijinal metin hâkimiyetini yitirmeden, karşı kaynaktan gelen malumatı eleştirel süzgeçten geçirmek. Böylece hem takiyye-örtülülük sorunları aşılır hem de hermenötik kapalılık kırılır.
Soru: Bu yaklaşımın temel yöntemi en iyi nasıl tanımlanır?
A) Dış kaynakları mutlak otorite kabul etmek
B) Yalnızca iç kaynaklara kapanmak
C) Çapraz okuma ve eleştirel doğrulama ilkeleriyle melez veri kullanımı
D) Çevirileri literal düzeyde bırakmak
E) Metin tenkidini reddetmek
Doğru cevap: C — “Çapraz okuma + eleştirel süzgeç” melez yöntemin özüdür.
9. “Geri kalmışlık” tartışmasında tasavvufa atfedilen pay, metinde basit nedensellikten kaçınılarak ele alınır. Tasavvufun dünyadan el çekmeye çağıran yorumları belirli bağlamlarda üretkenliği azaltabilir; ancak kent tasavvufunun ilim-irfan damarları, entelektüel zenginliği ve toplumsal kohezyonu da besleyebilir. Dolayısıyla etki, tarihsel dönem, kurumsal yapı ve liderlik kalitesi gibi değişkenlere duyarlıdır.
Soru: Paragrafın savunduğu nedensellik modeli hangisidir?
A) Tek etkenli determinizm
B) Dairesel nedensizlik
C) Bağlama duyarlı, çok değişkenli açıklama
D) Tam rastlantısallık
E) Yapısalcı indirgeme
Doğru cevap: C — Metin, etkilerin bağlamsal ve çok etkenli olduğunu savunur.
10. Devlet–tarikat ilişkilerinde öngörülen çatışma senaryosu, ani kopuşların görünmeyen alanlarda “ikame yapılar” ürettiği ve bu yapıların zamanla kurumsal otoriteyle rekabete girdiği tezi üzerine kurulur. Açık, denetlenebilir ve akademik bilgiyle beslenen bir çerçevenin yokluğunda, enformel ağlar güçlenir; bu da kriz anlarında siyasî-idari fay hatlarını tetikler.
Soru: Paragrafa göre çatışma riskini düşürmek için öncelikli strateji nedir?
A) Tüm dinî yapılara mutlak yasak
B) Tam serbestlik ve sıfır denetim
C) Şeffaflık, denetim ve akademik çerçeveyle kurumsal entegrasyon
D) Yalnızca güvenlikçi tedbirler
E) Dış kaynaklara kapalı bir bilgi rejimi
Doğru cevap: C — Şeffaf ve denetimli entegrasyon, enformel güçlenmeyi törpüler.
Gazali test soruları
2. “Gazâlî ve Fahreddin er-Râzî, takiyyenin belirli ahlakî sınırları aşmaması gerektiğini ısrarla vurgular. Bir müminin can güvenliğini sağlamak amacıyla dinî kimliğini geçici olarak gizlemesi makul karşılanabilirken, bu durum başkalarının zarar görmesine yol açacak yalan söyleme eylemine veya adaletsiz uygulamalara aktif destek verme boyutuna ulaştığında meşruiyetini yitirir.”
Bu parçaya göre takiyyenin meşruiyet sınırları için hangisi doğrudur?
A) Sadece fiziksel tehdit durumlarında geçerlidir.
B) Başkalarına zarar vermeyi meşru kılar.
C) Ahlaki sınırlamalardan tamamen bağımsızdır.
D) Adaletsizliğe yol açtığında meşruiyetini kaybeder.
E) Sadece Şiî âlimler tarafından belirlenir.
Doğru cevap: A
3. “Gazâlî’nin te’vil yaklaşımı, zâhir ile bâtın ilişkisini göz ardı etmeksizin, nassların anlam derinliğini keyfîliğe kapı aralamadan yorumlamaya imkân tanır. O, ‘Hakikat, lafzın ötesinde aranabilir; ancak bu arayış, nassı yok sayarak değil, onun sınırlarını ihlâl etmeden yapılmalıdır’ diyerek, te’vilin epistemolojik sınırlarını çizer. Bu metodoloji, hem geleneksel ilmî disipline hem de güncel epistemolojik sorgulamalara karşı dengeli ve tutarlı bir yaklaşım önerir.”
Soru:
Gazâlî’nin te’vil anlayışıyla ilgili bu paragraf ve metnin genelinden hareketle, aşağıdaki yorumlardan hangisi en kapsamlı ve doğru değerlendirmeyi sunmaktadır?
A) Gazâlî’nin te’vil yaklaşımı tamamen zâhirîdir ve bâtınî hiçbir yoruma izin vermez.
B) Gazâlî, te’vili tamamen reddederek sadece literal okumayı savunur.
C) Gazâlî, te’vili tamamen serbest bırakarak herkesin kendi yorumunu yapmasını savunur.
D) Gazâlî’nin te’vil anlayışı, İsmâilî bâtınî yorumla tamamen aynıdır.
E) Gazâlî, te’vili belirli epistemolojik ve şer’î sınırlar içinde meşru görür, zâhir ile bâtın arasında dengeli bir yaklaşım benimser.
Doğru cevap: C
4. Gazali, el-Munkız mine’d-Dalal’da gençliğinden itibaren “taklit bağlarını” çözerek her fırkanın inançlarını “içeriden” tetkik ettiğini, hakikati arayışında şüphe, bunalım ve nihayet “zihnini aydınlatan bir ışık” evrelerinden geçtiğini anlatır. Bu süreçte önce bilginin kendisinin mümkün olup olmadığını sorgular; ardından kesin bilgiye götüren şartların ne olabileceğini araştırır. Nihayet “zarurî aklî ilkeler”e yeniden güveni tesis eder; fakat salt aklın yetkinliğini mutlaklaştırmadan, tahkikî imanın, delile dayalı araştırmanın ve ahlâkî/amelî dönüşümün birlikte yürütülmesi gerektiğini vurgular. Bu anlatı, Gazali’nin epistemik seyrini en iyi hangi ilke üzerinden kavrar?
A) Şüphecilikten radikal rölativizme geçiş
B) Taklitten tahkike geçişin zorunlu epistemik merhale oluşu
C) Sezginin aklın tüm işlevlerini iptal edişi
D) Bilginin ancak otoriteye itaatle mümkün oluşu
E) Bilginin yalnızca sezgiyle elde edilebileceği inancı
Doğru cevap: B
2. Gazali, farklı zümrelerin kendi iddialarını “tek hakikat” ilan etmesiyle derinleşen ihtilaflara karşı, felâh/hidayet fikrini bireysel ve kitlesel boyutu olan bir denge öğretisiyle yeniden yorumlar: İslam, hem dünyada toplumsal düzen ve adaleti hem de ahirette ebedî saadeti amaçlar; bu nedenle kurtuluş, şahsî takva ve nefis tezkiyesiyle başlar, fakat toplumsal birlik ve ıslah sorumluluğuyla tamamlanır. Bu bağlamda Gazali, hidayete giden yolun giriş kapısına hangi tür imanı yerleştirir?
A) Geleneğe sadakati önceleyen taklidi iman
B) Masum imam otoritesine teslim olan iman
C) Delil ve araştırmayla güçlenen tahkikî iman
D) Duygusal vecde dayanan sezgisel iman
E) Otoriteye mutlak itaatle pekişen dogmatik iman
Doğru cevap: C
3. Gazali’nin kelâma dair tutumu çoğu kez tek yanlı okunur: O, kelâmın “herkese” ve “her koşulda” faydalı bir ilaç olmadığını, yanlış ellere geçerse hastalığı azdırabileceğini belirtir; fakat aynı zamanda kelâmı, şüpheye düşenleri kuşkudan çıkaracak “tedavi edici deliller” sistemi olarak farz-ı kifaye (bazı durumlarda farz-ı ayn) görür. Kelâm, imanı rasyonel müdafaayla takviye eder; ancak maksadı aşan polemik, tekfircilik ve kibir kelâmın değil, onu kullananların zaafıdır. Bu tablo, aşağıdakilerden hangisini doğrular?
A) Kelâm mutlak surette haramdır.
B) Kelâm yalnızca filozofları çürütmek içindir.
C) Kelâm, doğru niyet ve ehliyetle başvurulacak tedavi edici bir araçtır.
D) Kelâm, sezgiyi bütünüyle ikame eder.
E) Kelâm, yalnızca zahir ulemasının işidir.
Doğru cevap: C
4. Gazali, “bir ilmi derinliklerine nüfuz etmeden reddetmek karanlığa taş atmaktır” diyerek felsefeyi yıllarca sistemli biçimde okur; Farabî ve İbn Sînâ üzerinden Aristoteles’i kavrar; ardından Mekâsıdü’l-Felâsife ile tarafsız bir özet, Tehâfütü’l-Felâsife ile metodik bir tenkit kaleme alır. Hükmü, felsefenin tümüyle şeytanîleştirilmesi değil; ilâhiyyât sahasındaki bazı iddiaların (âlemin ezelîliği, Allah’ın cüz’îleri bilmemesi, haşrin cismanî olmayışı) akideye aykırılığıdır. Bu yaklaşım, aşağıdakilerden hangisiyle bağdaşır?
A) Anlamadan reddediş
B) Eleştirel aşamaya geçmeden önce kapsamlı anlama
C) Matematik ve mantığın haram sayılması
D) Felsefeye koşulsuz teslimiyet
E) Felsefî düşüncenin tüm yönleriyle reddi
Doğru cevap: B
5. Gazali, filozofların üç meselede tekfir edilebileceğini söyler: Âlemin ezelîliği, Allah’ın yalnız küllîleri bilip cüz’îleri bilmemesi ve haşrin sadece ruhanî oluşu. Buna karşılık matematik, mantık, tabiat bilimleri gibi alanları “bedihiyyat” kapsamında değerlendirerek toptancı bir ret yerine seçici bir “tasfiye/filtreleme” önerir. Bu ayrım, filozoflara yönelttiği hangi temel itirazın altını çizer?
A) Akli yöntemin kendisi batıldır.
B) Metafizik alandaki bazı iddialar dinî akîdeyle telif edilemez.
C) Tüm beşerî bilimler bid’attir.
D) Mantık ilkeleri şüpheyi artırır.
E) Matematik ilimleri dine zarar verir.
Doğru cevap: B
6. Bâtınilik eleştirisinde Gazali, “masum imam” öğretisinin aklı tahkikten men ederek dinî sorumluluğu bir otoriteye devrettiğini; zahiri-bâtın karşıtlığı üzerinden lafzın istismarıyla ibaha ve yükümlülükten düşme (teklifin sükutu) sonuçlarına varıldığını, hatta nübüvvet ve meâd konusunda İslam’ın özüne aykırı bir çerçevenin kurulduğunu savunur. Bu tespit, aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?
A) Bâtınilik, araştırmayı teşvik eden eleştirel bir okuludur.
B) Bâtınilik, aklı askıya alan ve otoriteyi mutlaklaştıran bir yapı arz eder.
C) Bâtınilik, kelâm ile felsefeyi uzlaştıran bir sentezdir.
D) Bâtınilik, şeriatın şekilciliğini güçlendirir.
E) Bâtınilik, ahlâkî bireyselliği teşvik eden bir harekettir.
Doğru cevap: B
7. Gazali’nin sûfîliğe yönelişi, “ilim–amel birliği” ve “nübüvvet nurundan beslenen ahlâk” vurgusuyla açıklanır: Sûfî yol, teorik malumatı kalbî arınma, nefis tezkiyesi, uzlet/riyazet ve sürekli murakabe ile “yakîn” derecesine taşır; fakat şatahat ve yükümlülüğün düşmesi gibi sapmaları kesin biçimde reddeder. Bu çerçeve, sûfîliği diğer yollardan hangi esasa dayanarak ayırır?
A) Katı akılcılık
B) Masum imam otoritesi
C) Nübüvvet nuruna dayalı ahlâkî-amelî terbiye
D) Tam dünyadan el çekme zorunluluğu
E) Aklın tümüyle reddi
Doğru cevap: C
8. Gazali’nin kişisel kırılma anı, Bağdat’taki şöhretli müderrislikten iç hesaplaşmaya; “riya ve makam”ı teşhis edip dili tutulacak dereceye varan bir buhranla Şam’daki uzlet/riyazet dönemine çekilmesine uzanır. Bu dramatik dönüşüm, salt bir “dünyadan kaçış” değil, bilgi ile ahlâkın telifini ve amelin ihlasla tahkimini hedefleyen bir iktisat/denge arayışıdır. Bu seyri en doğru ifade eden seçenek hangisidir?
A) Teoriden bütünüyle pratiğe kaçış
B) Akılcılıktan otoriter teslimiyete düşüş
C) Bilgiyi kalbî arınmayla tahkime yöneliş
D) Toplumdan mutlak kopuş ve içe kapanma
E) Ruhbanlaşmaya yönelmiş mistik kopuş
Doğru cevap: C
9. Makaledeki hidayet anlayışı, felâhı sadece uhrevî bir ödül değil; ezanın “hayye ale’l-felâh” çağrısındaki gibi, namaz ve sâlih amel ile başlayan, toplumsal birlik ve ıslahla genişleyen bir süreç olarak sunar. İlk sorgunun namaz oluşu, şahsî sorumluluk bilincinin merkezde oluşuna işaret eder; bağışlanmanın ise şirk dışındaki günahlar için ilahî rahmet dairesinde mümkünlüğü vurgulanır. Bu tabloya göre kurtuluşun omurgası nedir?
A) Şekilci ritüellerin nicelikçe artırılması
B) Nefis tezkiyesi, takva ve kalbin Allah’a yönelmesi
C) Bâtınî yorumlarla mükellefiyetin kaldırılması
D) Felsefî spekülasyonla akîdenin tadili
E) Dışsal otoriteye körü körüne bağlılık
Doğru cevap: B
10. Gazali’nin genel sentezi, akıl ile vahyi karşıt kutuplar olarak değil, hidayetin mertebeleri içinde yerli yerine koyar: Akıl, bedihiyyat ve istidlal ile bir yere kadar rehberlik eder; fakat nihai yakîn, nübüvvet nuruna bağlı ahlâkî-amelî terbiye ve kalbî tecrübe ile kemâle erer. Bu yüzden Gazali ne toptancı bir felsefe reddiyecisi ne de sezgi mutlakçısıdır; o, seçici bir tasfiye ve denge filozofudur. Bu çerçeve, aşağıdaki özetlerden hangisine en yakındır?
A) Akıl–vahiy uzlaşmasını hedefleyen sentezci epistemoloji
B) Sezgi mutlakçılığı
C) Kelâm karşıtlığı ve saf mistisizm
D) Felsefeye koşulsuz teslimiyet
E) Vahyin yerine insan aklını koyan rasyonalizm
Doğru cevap: A
5. “Hasan Sabbâh’ın sade yaşamı ve disiplin anlayışı, Selçuklu saraylarının gösterişli yaşam tarzıyla keskin bir tezat oluşturuyordu. Altın giymemesi, cariye edinmemesi ve hatta kendi kurallarını çiğnedikleri için iki oğlunu öldürtmesi, onun katı disiplin anlayışını gösterir. Bu zahit görünüm, halk nezdinde ahlaki bir üstünlük imajı yaratarak, aslında derin bir iktidar stratejisinin parçası haline gelmişti.”
Bu paragraftan hareketle Hasan Sabbâh’ın sade yaşamı ve disiplin anlayışıyla ilgili aşağıdaki yorumlardan hangisi en kapsamlı ve doğru değerlendirmeyi sunmaktadır?
A) Görünürdeki sade yaşam ve katı disiplin, aslında halk üzerinde psikolojik etki yaratmayı ve mutlak otorite kurmayı amaçlayan sofistike bir iktidar stratejisinin parçasıydı.
B) Zahit görünüm, Selçuklu saraylarına karşı bir protesto hareketi olarak başlamış, ancak zamanla iktidar aracına dönüşmüştür.
C) Sabbâh’ın disiplin anlayışı, dönemin siyasi koşullarında gerekli olan acımasız ancak haklı bir yönetim şekliydi.
D) Sabbâh’ın sade yaşamı tamamen samimi dini inançlarının bir yansımasıydı ve siyasi bir amacı yoktu.
E) Oğullarını öldürtmesi, Sabbâh’ın akli dengesinin bozuk olduğunun kanıtıdır ve diğer uygulamaları da bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Doğru cevap: A
YUNUS EMRE TEST SORULARI
1. 13.yüzyıl Anadolu’sunda Babai İsyanı, Kösedağ yenilgisi ve Moğol tahakkümüyle derinleşen siyasal-ekonomik kriz, toplumsal dokuda güven erozyonu ve kültürel çözülme yaratmış; bu zeminde Yunus Emre, Yesevî ocağından beslenen bir tasavvufî paradigma ile bireysel arınmayı toplumsal istikrarın ön şartı sayan bir düşünce inşa etmiştir. Makalede bu çerçeve, Yunus’un şiirsel dilinin “halklaşmış irfan” üretmesi ve kolektif bilinç inşasına hizmet etmesi üzerinden temellendirilir. Bu bağlam, Yunus’un öğretisinin temel vurgusunu hangi ilke üzerinden açıklar?
A) Politik iktidarın teolojik meşruiyeti
B) Bireysel nefs terbiyesinden toplumsal dengeye geçiş
C) Felsefî spekülasyonun ibadetlerin yerine konması
D) Kapalı dergâh eğitiminin şehir ulemasına üstünlüğü
E) Yalnızca dilde sadeleşme ile kültürel birlik sağlama
Doğru cevap: B
2. Metinde Yunus’un “aşk” kavramı, sadece bir vecd hali değil; ilahî hakikatin sezgisel bilgisine (marifet) erişmenin epistemik vasıtası ve ontolojik birlik (vahdet) tecrübesinin kapısı olarak yorumlanır. Aşk bu nedenle etik sonuçlar üretir: tevazu, kanaat, hoşgörü, merhamet gibi erdemler bireyin iç dünyasında yerleşir ve toplumsal etkileşime ahenk kazandırır. Bu anlatımda aşkın taşıdığı çift yönlü işlev aşağıdakilerden hangisidir?
A) Duygusal taşkınlık ve politik radikalizm
B) Estetik beğeni ve dilsel sadeleşme
C) Epistemik sezgi ve etik kurucu ilke
D) Yalnızca bireysel kaçış ve dünya terk-i
E) Sembolik anlatım ve folklorik çeşitlenme
Doğru cevap: C
3. Makalede “buğday yerine nefes” menkıbesi, maddî olanla manevî olan arasında bir eşik ve pedagojik teklif olarak okunur: nefes, mürşid–mürid ilişkisinde bâtınî bilginin (irfanın) üflenmesi; sembolik aktarımın kapısıdır. Yunus’un ilk aşamada bu teklifi kavrayamayışı, daha sonra içsel eksiklik bilinci ve pişmanlıkla derin bir seyrüsülûke dönüşür. Bu menkıbenin işlevi en doğru nasıl nitelenir?
A) Ekonomik yoksulluğun sosyolojik teşhisi
B) Tasavvufî otorite devrinin hukukî belgesi
C) Bâtınî bilginin sembolik-pedagojik eşiği
D) Menkıbe geleneğinin folklorik ayrıntısı
E) Tarihsel kronolojiyi kesinleştiren arşiv belgesi
Doğru cevap: C
4. Tapduk Emre dergâhındaki “odun taşıma” hizmeti, metinde bir terbiye teknolojisi olarak yorumlanır: zahirî emek, bâtınî istikametin dışa vurumu; “eğri odun” taşımamak ise zâhir–bâtın ayniyetinin sembolik ifadesidir. Haset ve hiyerarşik gerilimler dahi Yunus için nefis mücadelesinin parçalarıdır. Bu okuma, tasavvufî eğitimin temel mantığına dair hangi sonucu destekler?
A) Hakikat, ritüelleri kusursuz icra edenlerde tecelli eder.
B) Hizmet, nefsi katman katman soyan bir seyrüsülûk pratiğidir.
C) Şiir, hizmetin yerine geçen bir irfan yeterliliğidir.
D) İstikamet, sadece sözde sadakattir; amelde önemsizdir.
E) Manevî tekâmül, yalnızca tefekkürle mümkündür, eylem şart değildir.
Doğru cevap: B
5. Makalede Yunus’un dil stratejisi, yüksek metafizik içeriği halkın idrakine taşıyan “sadelik içinde derinlik” olarak tasvir edilir. “Ben gelmedim dava için / Benim işim sevgi için” gibi dizeler, hem lirizm hem hikmet taşır; Türkçeyi felsefî bir taşıyıcıya dönüştürür ve irfanı “halklaşma” sürecine sokar. Bu niteleme, Yunus’u çağdaşlarından hangi yönüyle özgün kılar?
A) Arapça-Farsça ağır terminolojiye bağlılık
B) Metafiziği soyutlamaya hapsetmesi
C) Metafiziği erişilebilir bir şiir diliyle kurması
D) Sadece dergâh içi hitapla yetinmesi
E) Didaktik mensur metinlere öncelik vermesi
Doğru cevap: C
6. Metin, Yunus’un sosyal eleştirisini mistik temelden türetir: aşk merkezli etik, zulmü fıtrata isyan olarak damgalar; adalet, merhamet, hakkaniyet ve eşitlik ilkeleriyle kamusal sorumluluğu çağırır. Bu çerçeve, Babai hareketi gibi halk temelli adalet arayışlarıyla tarihsel bir paralellik kurar; fakat yöntemde manevî dönüşümü önceleyen bir ıslahı savunur. Bu yaklaşım hangi sentezi ifade eder?
A) Mistik içe kapanma + siyasal pasifizm
B) Manevî arınma + toplumsal adalet bilinci
C) Hukukî pozitivizm + teolojik meşruiyet
D) Ekonomik determinizm + ritüelcilik
E) Elitist öğretim + karizmatik liderlik kültü
Doğru cevap: B
7. Yunus’un kozmolojisi, vahdet-i vücûd izlekleriyle tüm varlığı ilahî isim-sıfat tecellilerinin aynası sayar; böylece doğa unsurları (dağ, ırmak, taş) şiirde süs değil, hakikatin görüngüleridir. Bu bütüncül bakış, makalede çevre felsefeleriyle “eko-ontolojik” bir akrabalık üzerinden güncelleştirilir. Bu yorumun ana fikri nedir?
A) Doğa, insanın araçsal kullanımına tahsis edilmiştir.
B) Kâinat, ilahî tecellilerin ontolojik birlik dairesidir.
C) Kozmoloji, etikle ilgisiz bağımsız bir alandır.
D) Varlık, çoğul ve bağsız bir kaostur.
E) Doğa imgeleri yalnızca estetik işlev görür.
Doğru cevap: B
8. “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir” mısraları, makalede epistemolojik bir kırılma çağrısı olarak çözümlenir: bilgi, nicel yığından ziyade nefsin hakikatine vukufla Rabbanî idrake açılan içsel keşiftir. 13. yüzyılın kriz ortamında bu söylem, bireysel uyanışı kolektif dirilişle birleştirir. Bu perspektif hangi bilgi anlayışını öne çıkarır?
A) Salt dışsal otoriteye dayalı nakil bilgisi
B) Deneyselcilik dışındaki tüm yolların reddi
C) Kendini bilme temelli irfanî bilgi
D) Şekilci ritüel bilgisinin yüceltilmesi
E) Mekanik ezber ve taklit bilgisi
Doğru cevap: C
9. Makaleye göre Yunus’un seyrüsülûkü, Tapduk’tan ayrılış ve dönüşle sembolleşen bir olgunlaşma dairesidir: hizmetten hâle, hâlden marifete, marifetten hikmete yükselen mertebeler sonunda “sözün gönüllere ışık olması” icazeti verilir. Bu nihai menzil, tasavvuf literatüründe hangi çizgiye tekabül eder?
A) Fenâ–bekâ hattında kemâl ve irşad ehliyeti
B) Söz ustalığıyla sınırlı şiirsel olgunluk
C) Zühd–riyazet döngüsünde kısır tekrar
D) Dergâha bağımlı sınırlı manevi tecrübe
E) Yalnızca menkıbevi ün kazanımı
Doğru cevap: A
10. Sonuç bölümünde Yunus’un mirası, modern bireyin yabancılaşma, anlam krizi, adalet ve teknoloji (yapay zekâ etiği dâhil) eksenli sorunlarına karşı alternatif bir varoluş modeli olarak sunulur: sevgi ve hoşgörü, hem ontolojik sezginin hem de toplumsal ahlâkın kurucu araçlarıdır; “gönül yapmak” etik bir ibadettir. Bu çerçeve günümüz için hangi stratejik önerme ile özetlenir?
A) Metafizik, modern toplumda işlevsizdir.
B) Bireysel arınma olmadan kolektif etik inşa edilemez.
C) Toplumsal düzen yalnızca hukukla sağlanır.
D) Ahlâk, kişisel dindarlığa indirgenmelidir.
E) Etik dönüşüm, teknik ilerleme ile otomatik gerçekleşir.
Doğru cevap: B
MEVLANA AŞK FELSEFESİ TEST SORULARI
1. Mevlâna, Allah’a erişimde aklın işlevini büsbütün reddetmez; tam tersine onu “padişahın kapısına kadar götüren” ama kapıda devreden çıkan “araçsal/fonksiyonel” bir imkân olarak konumlandırır. Bu çerçevede Gazâlî’nin nedenselliğe yönelik eleştirilerinden ve “mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz” uyarısından etkilenir; fakat sırf aklî delillerle yetinmeyi “tahta bacakla yolculuk”a benzeterek iman ve aşkın dönüştürücü tecrübesini başrole yerleştirir.
Soru: Metinde akla verilen yer aşağıdakilerden hangisiyle en iyi ifade edilir?
A) Tam bir reddiye ve yerine sezgi koyma
B) Salt epistemik üstünlük ve nihai ölçüt
C) Araçsal bir kılavuzluk; eşik sonrası aşk ve iman
D) Yalnız fıkhî çıkarımlarda zorunlu başvuru
E) Siyasî meselelerle sınırlı bir yöntem
Doğru cevap: C
2. Mevlâna’nın Mesnevî’de yürüttüğü nedensellik tartışması, Kur’an’daki mucize örnekleri (denizin yarılması, Ebâbil kıssası, bakara kıssası vb.) üzerinden zorunlu sebep-sonuç zincirini alışkanlık olarak okur. Bu tavır, Gazâlî’nin alışkanlık teorisiyle paralellik gösterir; modern felsefede Hume’un ateş/taş örnekleriyle vardığı “zorunluluk görgüsel olarak temellendirilemez” sonucuyla da zayıf bir benzeşme kurar.
Soru: Mevlâna’nın nedensellik anlayışı hangi kavramla en isabetli biçimde adlandırılır?
A) Determinizm
B) İndeterminizm/alışkanlık yorumu
C) Diyalektik zorunluluk
D) Teolojik cebr
E) Epistemik agnostisizm
Doğru cevap: B
3. “İnsan merkezli” gidişat, Mevlâna’da Allah’a giden yolun insanın kalbinden ve benliğinin terbiye edilmesinden geçtiği fikrine dayanır. “Hıristiyan diyarı, Kâbe, puthane” dolaşmalarına rağmen Allah’ı kendi can evinde bulduğunu söyleyen beyitler, ontolojik arayışın kozmolojik, teleolojik ve ontolojik delillerle sınırlı değil, içe dönüşlü bir “gönül metafiziği” ile tamamlandığını vurgular.
Soru: Bu yaklaşımın temel önermesi nedir?
A) İlâhî hakikate yalnız kozmik düzenden gidilir.
B) Dış dünya yanılsamadır; gerçek yalnız zihindedir.
C) Kalp/gönül, ilâhî tecellinin birincil mekânıdır.
D) İmanın kaynağı yalnız geleneksel otoritedir.
E) İman, aklî delilleri gereksiz kılar.
Doğru cevap: C
4. Mevlâna’nın “nahiv–mahiv” şeması, bilginin iki veçhesini birbirini dışlamaksızın örgütler: “nahiv” ilim, dil ve kuramsal talimle gelen zahir; “mahiv” ise benliğin eritildiği, nefsin disipline edildiği, aşk kazanında pişme/yanma ile olgunlaşma safhasıdır. Gemi-hoca/nahiv ile yüzme/mahiv kıssası, kriz anında fayda sağlayan şeyin “yaşantısal mahiv” olduğunu dramatize eder.
Soru: Bu çifte aşamanın işlevsel sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
A) Teoriyi bütünüyle iptal edip sadece pratiğe yönelme
B) Zahirî ilimle bâtınî tecrübenin tamamlayıcılığı
C) Dil bilgisini tasavvufun yerine ikame etme
D) Rasyonel dogmatizme dönüş
E) Sırf keramet arayışını meşrulaştırma
Doğru cevap: B
5. “Aşk felsefesi” Mevlâna’da bir duygu romantizmi değil; ontolojik-etik bir dönüştürücü kuvvettir. Aşk, umut ile kaygı dengesinde yürür; çile, sabır ve ızdırapla nefsi arıtır; “hamdım–piştim–yandım” çizgisinde kemal doğurur. Bu yüzden aşk, şeriatın zahirini dışlamadan onu diri tutan içsel enerji olarak görülür; her halin “namaz” oluşu bu süreklilik iddiasını yansıtır.
Soru: Metne göre aşkın temel rolü nedir?
A) İbadetlerin yerine geçen bir vecd hali
B) Estetik duyarlığı artıran şiirsel metafor
C) Nefsi arıtan ve kemali mümkün kılan dönüştürücü ilke
D) Yalnız mistik bireysellikte kalan iç deneyim
E) Hukukî müeyyideleri ikame eden duygusallık
Doğru cevap: C
6. Mevlâna, sofistçe mugalatayı ve salt rasyonalist dogmatizmi eleştirirken, tasavvufî tecrübeyi de akılla “sağlama”dan azade kılmaz; böylece fideizmle rasyonalizmin uçlarını birleştiren dengeci bir hat kurar. “Aklın aklının binicisi” ifadesi, aklın üstünde onu yönlendiren bir gönül/iman ufkunu imler; fakat bu ufuk, aklı büsbütün devre dışı bırakmaz.
Soru: Bu denge aşağıdakilerden hangisini dışlar?
A) Akıl–gönül eşgüdümü
B) Tecrübenin akılla kontrolü
C) Fideist akıl reddiyesi
D) Aşkın etik içeriği
E) Delilin araçsal kullanımı
Doğru cevap: C
7. Mesnevî’deki nohut ve “aşk kazanı” metaforları, kötülük ve meşakkat deneyimini “rahmetin kahrı” bağlamında yeniden yorumlar: ateş ve kaynama, hamlığı olgunluğa çeviren pedagojik süreçtir. Kilim-sopa örneği de benzer şekilde görünen zararın gizli faydasına işaret eder; asıl hedef nefsin direncini eritip kalbi tecelliye hazırlamaktır.
Soru: Bu pedagojinin teolojik anlamı nedir?
A) Kötülük, bütünüyle anlamsız tesadüftür.
B) Acı, cezalandırmanın otomatik sonucudur.
C) Meşakkat, olgunlaşmanın ilâhî vesilesidir.
D) Sıkıntı, ibadetlerin yerini tutar.
E) Çile, yalnız dünyevî ödül içindir.
Doğru cevap: C
8. Mevlâna, keramet gösterilerini “istikamet” ilkesine feda eden bir çizgi benimser; Yesevî/Vefâî çevrelerdeki uç performanslara mesafeli durması, tasavvufun ölçüsünü gösteri değil ahlâkî süreklilikte aramasındandır. Böylece halkın anlayacağı bir dil ve temsilî anlatımla iman esaslarını inşa ederken, aşırıcılığı terbiye eden orta yol vurgusu öne çıkar.
Soru: Bu tutumun normatif esası nedir?
A) Keramet: hakikatin en güçlü delilidir.
B) İstikamet: süreklilik kazanan ahlâkî doğrultu
C) Performans: toplumsal tesir için gereklidir.
D) Zühd: ilmin yerine geçer.
E) Gösteri: irşadın en etkili aracıdır.
Doğru cevap: B
9. Akıl–gönül ilişkisi, yin–yang benzetmesini andıran devri-dengeli bir birlikte-oluşla açıklanır: biri devredeyken diğeri geri çekilir; fakat kopuş yoktur. “Zülcenaheyn/iki kanat” ilkesi, teorik öğrenim (nahiv) ile yaşantısal tasfiye (mahiv) arasındaki karşılıklı bağımlılığı öğretir; tek kanatlılık, metaforik olarak düşüşe yazgılıdır.
Soru: Bu model aşağıdakilerden hangisini en doğrudan reddeder?
A) Bilgi–amel ayrışması
B) Teori–pratik tamamlayıcılığı
C) Hal–kal birlikteliği
D) Aşk–akıl senkronu
E) Nefs terbiyesinin gerekliliği
Doğru cevap: A
10. Mevlâna’nın aşk antropolojisi, benliğin “mahv”ı ile “bekā”sı arasındaki gerilimde şekillenir: sivrisinek–rüzgâr hikâyesi, ilâhî varlığın zuhurunda “ben”in buharlaştığını; Mecnun–deve hikâyesi ise dünyevî meyillerin aşk istikametini nasıl tersine çekebildiğini gösterir. Son kertede hedef, “senlik–benlik” ayrımını aşarak kalbi beytullah kılmaktır.
Soru: Bu hedef hangi kavramla en iyi özetlenir?
A) Hulûl (ontik birleşme)
B) Şathiyye (sınır aşımı)
C) Tevhid (ben-merkez kaybıyla birlik)
D) Vahdet-i şuhûdun reddi
E) Kişisel gelişim psikolojisi
Doğru cevap: C
MEVLANA MODERN KURAMLAR
1. Mevlâna, klasik İslam ve Yunan filozoflarının kullandığı ontolojik, teleolojik ve kozmolojik delillere dayalı Tanrı anlayışını insan merkezli bir metodolojiye dönüştürmüştür. Ona göre Tanrı, soyut akıl yürütmelerin konusu değil, insanın özünde ve gönlünde idrak edilebilen bir varlıktır. Bu yönüyle Mevlâna, Sokrates’in “kendini bil” öğretisine yaklaşır; dışsal evren yerine iç dünyanın derinliğine yönelir. Böylece ilahi olanın keşfi, insanın kendini tanımasıyla özdeşleşir.
Soru: Mevlâna’nın Tanrı anlayışını aşağıdakilerden hangisi en doğru biçimde açıklar?
A) Tanrı, yalnızca akılla bilinebilir aşkın bir varlıktır.
B) Tanrı’ya ulaşmanın yolu insanın iç dünyasından geçer.
C) Tanrı, doğadaki düzenin gözlemlenmesiyle kavranır.
D) Tanrı, toplumsal yasa ve geleneklerde gizlidir.
E) Tanrı’ya yalnızca mucizeler aracılığıyla ulaşılır.
Doğru cevap: B
2. Mevlâna, evrende görülen sebep-sonuç ilişkisini zorunlu bir zincir olarak değil, Allah’ın iradesinin sürekli tecellisi olarak değerlendirir. Gazâlî’nin etkisiyle determinizmi reddeder, olayların alışkanlık sonucu birbirini takip ettiğini söyler. Denizin yarılması, Ebabil kuşlarının taş atması gibi mucizeler, doğa yasalarının ilahi iradeye tabi olduğunu gösterir. Bu düşünce, evrenin rastlantısal değil, Tanrısal bir plan dâhilinde işlediğini savunur.
Soru: Mevlâna’nın nedensellik anlayışı aşağıdakilerden hangisine en yakındır?
A) Katı determinizm
B) Tesadüfçü doğa anlayışı
C) İlahi irade temelli indeterminizm
D) Materyalist zorunluluk
E) Doğal nedensellikte tam özerklik
Doğru cevap: C
3. Sokrates’in “insanı tanı” öğretisinden etkilenen Mevlâna, evrenin sırrının da insanın yaratılışında saklı olduğunu belirtir. Ona göre “Allah’a giden yol insandan geçer.” İnsanın gönlü, Tanrı’nın tecelli mekânıdır; çünkü Allah, “yere göğe sığmadım, mümin kulun kalbine sığdım” buyurmuştur. Mevlâna’nın bu görüşü, teosentrik bir evrenden antropolojik bir teolojiye geçişi simgeler.
Soru: Mevlâna’nın “Allah insandadır” anlayışı neyi ifade eder?
A) İnsan, Tanrı’dan bağımsız bir varlıktır.
B) Tanrı’nın insana hulul ettiğini öne sürer.
C) Tanrı’nın tecellisinin insanda gerçekleştiğini vurgular.
D) İnsan Tanrı’yı doğada bulmalıdır.
E) Tanrı yalnızca dış dünyada mevcuttur.
Doğru cevap: C
4. Mevlâna, medrese ve tekke kültürünü birleştiren sentezci bir düşünürdür. Akıl ve gönül, ilim ve irfan, teori ve pratik onun sisteminde karşıt değil tamamlayıcıdır. Babası Bahâeddin Veled’in ilmî mirasını sürdürürken Şems-i Tebrizî aracılığıyla derin bir mistik dönüşüm yaşamış, böylece “nahiv” (bilgi) ile “mahiv” (benliğin yokluğu) arasındaki köprüyü kurmuştur.
Soru: Mevlâna’nın eğitim ve bilgi anlayışının temel özelliği nedir?
A) Akla tamamen üstünlük tanıması
B) Tasavvufu medreseye alternatif sayması
C) İlimle irfanı bütünleştiren bir sistem kurması
D) Geleneksel eğitimi reddetmesi
E) Felsefeyi dinin karşısına koyması
Doğru cevap: C
5. “Mahiv” kavramı, Mevlâna’nın insanı nefsiyle mücadelesinde kullandığı en derin semboldür. Ona göre, insanın ruhu beden kafesinde tutsaktır; hakikate ulaşmak için “benlik” ortadan kaldırılmalıdır. Bu süreçte aşk kazanı, insanın dünyevi arzularından arınma mekânıdır. Civcivin yumurtayı çatlatması gibi ruh da benliğin kabuğunu kırarak özgürlüğüne kavuşur.
Soru: Mevlâna’nın “mahiv” öğretisi hangi anlamı taşır?
A) İnsan benliğinin yüceltilmesi
B) Bedenin ruh üzerindeki hâkimiyetinin güçlendirilmesi
C) Nefsin terbiye edilerek benliğin aşılması
D) Maddi varlığın korunması
E) Ruhun dünyevi zevklere yönelmesi
Doğru cevap: C
6. Mevlâna’ya göre iman, yalnızca bilgiyle değil, yaşantıyla anlam kazanır. Salt akıl, insanı Tanrı’ya götürmez; aynı şekilde akılsız bir aşk da sapmaya yol açar. Bu nedenle akıl ile aşkın dengede olduğu bir iman anlayışını savunur. Bilgiyi “tahta bacakla yürümeye” benzetirken, aşkı “yürümeyi mümkün kılan canlı bacak” olarak tanımlar.
Soru: Mevlâna’nın iman anlayışında akıl ve aşkın ilişkisi nasıldır?
A) Akıl aşkı ortadan kaldırır.
B) Aşk aklı bütünüyle geçersiz kılar.
C) Akıl ve aşk, birbirini dengeleyen iki unsurdur.
D) Aşk yalnızca duygusal bir süreçtir.
E) Akıl Tanrı’ya ulaşmanın tek yoludur.
Doğru cevap: C
7. Mevlâna’nın aşk anlayışı, insanı dönüştüren varoluşsal bir süreçtir. “Aşk kazanı” metaforunda kaynayan nohut, çileyle olgunlaşan insanı temsil eder. Aşk, insanı yakarak olgunlaştırır; böylece hamlık pişmeye, pişme yanmaya dönüşür. Bu süreç sonunda kişi, ilahi varlıkta kendi varlığını eriterek “kemal” mertebesine ulaşır.
Soru: Mevlâna’nın “aşk kazanı” metaforu neyi anlatır?
A) Aşkın dünyevi tutkuya indirgenmesini
B) İnsanın olgunlaşma sürecini sembolize eden manevi dönüşümü
C) Toplumsal disiplinin önemini
D) Bedensel arzuların meşrulaştırılmasını
E) Bilimsel yöntemin doğrulanmasını
Doğru cevap: B
8. Mevlâna’nın felsefesinde vahdet-i vücut öğretisi merkezi bir konuma sahiptir. Ona göre tüm varlık, Allah’ın farklı tezahürlerinden ibarettir; var olan her şey O’nun bir yansımasıdır. Ancak Mevlâna, bu birliği panteistik bir özdeşlik değil, tecelli olarak yorumlar. İnsan, benliğini eriterek Allah’ın nuruna dâhil olur; bu, “fena fillah” halidir.
Soru: Mevlâna’nın vahdet-i vücut anlayışı hangi düşünceye dayanır?
A) Tanrı-insan özdeşliği
B) İlahi varlığın çoklukta tezahürü
C) Ruhun bireysel özerkliği
D) Dünyanın Tanrı’dan bağımsızlığı
E) Tanrısız bir doğa öğretisi
Doğru cevap: B
9. Mevlâna’nın hümanizmi Batı’daki seküler insan merkezcilikten farklıdır. O, insanı Tanrı’nın tecelli yeri olarak görür. İnsan gönlünü “Beytullah” olarak tanımlar ve en büyük ibadetin bir gönül kırmamak olduğunu söyler. “Bir gönül yıktın mı, bin kez Kâbe’yi tavaf etsen kabul olmaz” diyerek insan sevgisini ilahi aşkın bir yansıması haline getirir.
Soru: Mevlâna’nın hümanizm anlayışı Batı’daki hümanizmden hangi yönüyle ayrılır?
A) Tanrı’yı dışlayan bir yaklaşım olmasıyla
B) İnsan sevgisini ilahi aşka dayandırmasıyla
C) Bilimi dinin yerine koymasıyla
D) Seküler özgürlüğü öne çıkarmasıyla
E) Doğayı insana üstün tutmasıyla
Doğru cevap: B
10. Mevlâna, insanlığın ortak kökene sahip olduğunu savunur. Din, dil, ırk ve mezhep farklarını aşan bir evrensel kardeşlik vizyonu sunar. “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrısı, bu kapsayıcılığın özlü ifadesidir. Ona göre insan, varlığın bütün halkalarıyla bir bütündür; aşk, bu bütünlüğün birleştirici gücüdür.
Soru: Mevlâna’nın evrensel felsefe anlayışı hangi ilkeye dayanır?
A) Bireysel kurtuluşun toplumsal birlikten üstün tutulması
B) Dinsel farklılıkların ortadan kaldırılması
C) İnsanlığın ortak özde birleşmesi ve evrensel kardeşlik
D) İnançsızlığın yaygınlaştırılması
E) Akılcı dünya görüşünün yüceltilmesi
Doğru cevap: C
11. Mevlâna, “nahiv değil mahiv lâzım” diyerek dinî bilginin salt kuramsal yığılmaya dönüşmesini eleştirir. Ona göre nahiv; dil, kurallar ve kavramsal şemalarla ilerler, fakat kalbi dönüştürmeyebilir. Mahiv ise benliğin eritilmesi ve ahlâkî arınmadır; bu olmadan bilgi, gemide yüzme bilmeyen âlimin durumuna benzer. Böylece Mevlâna, bilişsel doğruluk ile varoluşsal doğruluğu aynı terazide tartar ve ikincisini öncelikler.
Soru: Bu yaklaşıma göre Mevlâna’nın asıl vurgusu hangisidir?
A) Kuralların kusursuz ezberi
B) Dil mantığının üstünlüğü
C) Bilginin varoluşsal dönüşüme eşlik etmesi
D) Fıkhın kelamdan önceliği
E) İbadetin yerini teorinin alması
Doğru cevap: C
12. Mesnevî’deki “kapı çalma” hikâyesinde “Ben” diyen yolcu geri çevrilir; “Sen” diyerek gelen kabul edilir. Bu, bencilliğin aşılıp hakikate doğru teslimiyete ermenin simgesidir. Mevlâna’ya göre hakikate yakınlık, kavramsal iddia değil, benliği azaltan bir hâl işidir. Benlik, hakikat bilgisinin önündeki en kalın perdedir.
Soru: Hikâyenin felsefî mesajı hangi seçenekte en isabetli özetlenmiştir?
A) Bireysel kimlik, kurtuluşun temelidir.
B) Hakikat, benliği tahkim eden bir güçtür.
C) Kurtuluş, benliğin çözülmesi ve teslimiyetle mümkündür.
D) Kapılar, yalnız seçkinlere açılır.
E) Dil oyunları hakikati kurar.
Doğru cevap: C
13. Mevlâna’nın “gönül Kâbe’si” vurgusu, ibadetin merkezini mekândan niyete ve etiğe kaydırır. Kırılan bir gönül, biçimsel ibadetleri hükümsüz kılacak kadar ağır bir kusurdur. Bu, ahlâkî duyarlığın ritüel doğruluktan önce geldiğini, ritüelin değerini de bu duyarlığın belirlediğini ima eder.
Soru: Bu anlayış hangi ilkeyi öne çıkarır?
A) Ritüelin ahlâka üstünlüğü
B) Ahlâkî niyetin ibadete anlam vermesi
C) İbadetin niyetle ilişkisi olmadığı
D) Yalnız toplu ibadetin geçerliliği
E) Mekân kutsallığının mutlaklığı
Doğru cevap: B
14. Mevlâna, “aklın aklının binicisi” formülüyle aklı reddetmez; onu daha üst bir ışıkla terbiye eder. Akıl, sınır çizmekte ustadır; aşk ise sınırı mezkur çizgide aşma cesaretidir. Ancak aşk, aklın mihengine vurulmadıkça sapma riski taşır. Bu denge, ne pozitivist bir rasyonalizm ne de başıboş bir irfan olarak anlaşılmalıdır.
Soru: Mevlâna’nın akıl–aşk dengesi hangi seçenekte doğru yansıtılmıştır?
A) Aşk, aklın yerine geçmelidir.
B) Akıl, aşkı bütünüyle iptal etmelidir.
C) Aşk deneyimi, aklın denetiminden geçmelidir.
D) Aşk ve akıl birbirini dışlar.
E) Akıl, yalnız mantık kurallarıdır.
Doğru cevap: C
15. “Nohut” kıssasında kaynama, acı ve ıstırabın yok edici değil olgunlaştırıcı rolü simgelenir. Aşk kazanı, insanın içindeki ham arzuları pişirir; böylece çile, merhametin görünmeyen yüzüne dönüşür. Mevlâna, kötülüğün mutlak bir yokluk değil, terbiye edici bir vasıta olabileceğini söyler.
Soru: Kıssanın kötülük anlayışı hangi şıkta en iyi verilir?
A) Kötülük amaçsız bir rastlantıdır.
B) Kötülük, merhametin tecellisine dönüşebilen bir imkândır.
C) Kötülük, bütünüyle insan iradesi dışıdır.
D) Kötülük, ahlâk eğitimine engeldir.
E) Kötülük, sadece cezaya yarar.
Doğru cevap: B
16. Mevlâna, “pergel” mecazıyla bir ayağını şeriata sabitlerken diğeriyle yetmiş iki milleti dolaşır. Bu, özde istikrar—çevrede açıklık ilkesidir: İlkesel merkez korunur, ufuklar genişletilir. Böylece kozmopolitan bir şefkat, dogmatik kopuşa değil, kökten gelen bir sükûnete yaslanır.
Soru: Pergel mecazının ana tezi nedir?
A) Merkezsizlik ve sınırsız dolaşım
B) Merkeze kapanma ve yerellik
C) Merkezde istikrar, çevrede evrensel açıklık
D) Evrensellik yerine tekçilik
E) Şeriatın yerine kültür
Doğru cevap: C
17. Dört unsur (anasır-ı erbaa) tartışmasını yeniden okuyan Mevlâna, insanın kökenini elementlere bağlarken ontolojik değerini onlardan ayırır. Âdem topraktan gelmiştir ama toprağa benzemez; bu, insanın maddi menşeini aşan aşkın bir cevhere sahip olduğuna işaret eder.
Soru: Bu bakışın insan tasavvuru hangi seçenekte doğru özetlenir?
A) İnsan bütünüyle maddîdir.
B) İnsan yalnız ruhsal bir varlıktır.
C) İnsan, maddi kökenini aşan aşkın bir boyuta sahiptir.
D) Elementler insanı belirler.
E) Ruh, elementlere indirgenir.
Doğru cevap: C
18. Vahdet-i vücut bağlamında Mevlâna, birlik–çokluk gerilimini “tecelli” kavramıyla düşünür. Çokluk, birliğin gölgesidir; gölgenin hakikati ışıkta yatar. İnsan, kendi gölgesini hakikat sanmaktan vazgeçtiğinde birliğin izini sürer; özdeşlik değil, yakınlık ve yöneliş söz konusudur.
Soru: Mevlâna’nın birlik–çokluk çözümü hangi şıkta en uygun dile getirilmiştir?
A) Tüm farklılıklar yanılsamadır, yok sayılmalıdır.
B) Çokluk, birliğin tecellisidir; özdeşlik değil yansımadır.
C) Birlik, çoklukla çelişir; uzlaştırılamaz.
D) Çokluk, birlikten bağımsızdır.
E) Birlik sadece mantıksal ilkedir.
Doğru cevap: B
19. Mevlâna’nın dilinde “hamlık–pişme–olgunluk” üçlemesi, eğitimin aşamalı doğasını gösterir. Hamlık bilgisizlik değil, potansiyeldir; pişme, çileyle yoğrulan bir arınmadır; olgunluk ise benliğin incelmesi ve merhametin genişlemesidir. Bu süreç, bilişsel kazanımı ahlâkî derinliğe bağlar.
Soru: Üçlemenin pedagojik anlamı nedir?
A) Bilgi tek başına yeterlidir.
B) Ahlâk, bilgiye tâbidir.
C) Gelişim, çile ve arınmayla olgunluğa evrilir.
D) Hamlık kalıcıdır.
E) Pişme aşaması gereksizdir.
Doğru cevap: C
20. “Üzüm isteyen dilenciler” hikâyesinde kavga, arzuların değil dillerin çatışmasından doğar. Aynı şeye farklı adlar verenler birbirini anlamadıkça hakikati çoğaltmak yerine çoğulluğu kavga sebebine dönüştürür. Mevlâna, ortak anlam ufku olmadan birlik tahayyülünün bir retorikten ibaret kalacağını hatırlatır.
Soru: Hikâyenin iletişim felsefesi açısından ana dersi nedir?
A) Hakikat tek dille ifade edilir.
B) Çoğulluk birlikle bağdaşmaz.
C) Ortak anlam ufku kurulmadıkça birlik mümkün değildir.
D) Dil farklılığı hakikati yok eder.
E) Sessizlik en doğru iletişimdir.
Doğru cevap: C
21. Mevlâna’nın “gönül” merkezli öğretisi, toplumsal farklılıklara karşı hoşgörüyü pasif kabullenişe indirgemez. Tolerans, doğruların askıya alınması değil, insan onurunun korunmasıdır. Böylece o, etiği gevşetmeden kapsayıcılığı güçlendirir; yargılamanın önüne merhameti, merhametin önüne de adaleti koyar.
Soru: Bu çerçevede Mevlâna’da hoşgörü ne anlama gelir?
A) Tüm doğrulardan vazgeçmek
B) Ahlâkı ertelerken yalnız duyguları büyütmek
C) İnsan onurunu koruyan, ilkesizleşmeyen kapsayıcılık
D) Hükümsüz bir eşitlikçilik
E) Salt çoğulculuk adına değer yitimi
Doğru cevap: C
22. Mevlâna’ya göre iman, kuşku anlarında sığınılan bir teselli değil, düşünce ve eylemin ritmini belirleyen bir karardır. Fırtınadaki gemide herkesin “Müslüman” kesilmesi, imanın kriz anı tepkisi olarak değil, fıtratın derin çağrısı olarak yorumlanır. İman, korkunun diliyle değil, kararlılığın gövdesiyle doğrulanır.
Soru: Bu bakış, imanı nasıl konumlandırır?
A) Kriz anı korkusunun ürünü
B) Geleneksel refleks
C) Fıtrî çağrı ve varoluşsal karar
D) Sadece rasyonel çıkarım
E) Toplumsal zorunluluk
Doğru cevap: C
23. Mevlâna, “Ayna paslanırsa yüzü göstermez” derken, insan kalbini bilgiye ve vahye açılan bir yansıma yüzeyi olarak düşünür. Kalbin paslanması, günah, kibir ve çıkarla kararmasıdır; bu durumda hakikat ışığı içe nüfuz etmez. Arınma ise kalbi yeniden saydam kılar, böylece bilgi artık dışsal bir veri değil, içsel bir idrak biçimi hâline gelir.
Soru: Bu mecazın bilgi anlayışı açısından anlamı nedir?
A) Bilgi, yalnızca dışsal gözlemle elde edilir.
B) Kalp, hakikatin yansıdığı bir idrak merkezidir.
C) Günah, bilgiye hiçbir etki yapmaz.
D) Bilgi, yalnız akıl yoluyla kazanılır.
E) Hakikat, insanın dışında sabittir.
Doğru cevap: B
24. Mevlâna’ya göre dil, hakikati anlatmanın değil, ima etmenin aracıdır. “Söz gümüşse, sükût altındır” sözüyle hakikatin sessizlikte, sezgide ve tefekkürde tamamlandığını belirtir. Aşkın, mantığın kavrayamadığı alanlara nüfuz edebilmesi bu sessel derinlikle mümkündür.
Soru: Bu anlayış dilin işlevini nasıl tanımlar?
A) Mutlak bilgi aracı
B) Hakikati tam yansıtan aynadır
C) İmanın sembolik dili, sezgiye açılan kapıdır
D) Felsefî çözümlemenin yeterli vasıtasıdır
E) Aklın kusursuz tercümanıdır
Doğru cevap: C
25. Mevlâna’nın “aşk dini” kavramı, dinler-üstü bir evrenselliği değil, aşkın her inançta ortak ilahi özü temsil ettiğini ima eder. Aşk, form ve isimlerin ötesinde bir hakikat bağı kurar; bu nedenle “Bizim dinimiz aşk dinidir” derken, ötekini dışlamaz, bütün inanç biçimlerinde Tanrı sevgisinin nüvelerini arar.
Soru: “Aşk dini” anlayışı hangi ilkeye dayanır?
A) Her dinin eşdeğer biçimde doğru olması
B) Aşkın ilahi hakikatte birleştirici olması
C) Mezheplerin ortadan kaldırılması
D) Dogmatik birlik arayışı
E) Dinsiz sevgi öğretisi
Doğru cevap: B
26. Mevlâna’nın zaman anlayışı, lineer bir ilerleme değil, döngüsel bir tekâmül sürecidir. İnsan, doğumdan ölüme, sonra yeniden varlığa doğru “ezelî dönüş” içindedir. Ruh, bu dönüşte deneyimlerle olgunlaşır; ölüm, son değil, yeni bir doğuştur. Bu görüş, “ölmeden önce ölünüz” öğretisiyle bütünleşir.
Soru: Mevlâna’ya göre ölüm neyi simgeler?
A) Yok oluş ve kesinti
B) Varlığın sona ermesi
C) Ruhun döngüsel olgunluğa geçişi
D) İlahi cezalandırma
E) Bedensel dirilişin inkârı
Doğru cevap: C
27. Mevlâna’nın insan-evren ilişkisi, “mikrokozmos–makrokozmos” eşliğinde kurulur. İnsan küçük bir evrendir; evren ise Tanrı’nın insandaki yansımasıdır. Bu nedenle “sen kendini küçük bir şey sanırsın ama sende koskoca bir âlem gizlidir” der. Bu düşünce, insana sorumluluk yükleyen bir varlık felsefesine dönüşür.
Soru: Bu bakış açısının antropolojik sonucu nedir?
A) İnsan evrenden kopuk bir varlıktır.
B) İnsan evrenin efendisidir.
C) İnsan evrenin özetidir, sorumluluğu da bu özden doğar.
D) Evren insanın düşmanıdır.
E) İnsan yalnız biyolojik bir varlıktır.
Doğru cevap: C
28. Mevlâna’da toplumsal düzen, bireyin iç düzeniyle başlar. Ahlakî bozulma, devletin çöküşünden önce bireyin kalbinde başlar; bu nedenle “herkes kendi evini temizlerse şehir temiz olur” der. Toplumsal ıslah, yasalarla değil, gönül terbiyesiyle mümkündür.
Soru: Paragraftaki anlayış hangi ilkeyi yansıtır?
A) Hukukun üstünlüğü
B) Ahlakın bireyden topluma yayılması
C) Bireysel özgürlüğün sınırsızlığı
D) Devletin mutlak otoritesi
E) Ekonomik düzenin belirleyiciliği
Doğru cevap: B
29. Mevlâna’nın ahlâk öğretisinde “sabır”, pasif bir bekleyiş değil, bilinçli bir direniştir. Sabır, zamanı olgunlaştırmak, duyguyu arıtmak, öfkeyi akla tabi kılmaktır. Sabırla yoğrulan insan, adaletin ve merhametin taşıyıcısı olur; acelecilik ise adaleti kör eder.
Soru: Sabır, Mevlâna’ya göre nasıl bir nitelik taşır?
A) Korkaklık göstergesi
B) Kaderci boyun eğiş
C) Bilinçli bir direnç ve arınma süreci
D) Umutsuzluğun ifadesi
E) Zaman kaybı olarak kötüdür
Doğru cevap: C
30. Mevlâna, aklı ve kalbi birbirinin düşmanı değil, aynı hakikatin iki kanadı olarak görür. Akıl rehber, kalp yönlendiricidir; biri olmadan diğeri eksik kalır. “İki kanadı olmayan kuş uçamaz” sözüyle bu dengeyi metaforlaştırır.
Soru: Akıl–kalp ilişkisi hangi şekilde tanımlanmıştır?
A) Karşıtlık ve çatışma
B) Birlikte işleyen tamamlayıcılık
C) Kalbin akla üstünlüğü
D) Aklın kalbi bastırması
E) Duygunun bilgiden kopması
Doğru cevap: B
31. Mevlâna, insanın ahlâkî olgunlaşmasını “nefsin terbiyesi” kavramıyla açıklar. Nefs, bastırılması gereken değil, yönlendirilmesi gereken bir enerjidir. Ahlâk, bu enerjinin adaletle kontrol edilmesidir. Nefsine egemen olan kişi, başkalarına zarar vermez; çünkü kendini tanıyan, sınırını bilir.
Soru: Nefs öğretisinin etik sonucu nedir?
A) İnsan doğuştan günahkârdır.
B) Nefs tümden yok edilmelidir.
C) Nefs enerjisi ahlâkî denetimle olgunlaşır.
D) Nefs özgür bırakılmalıdır.
E) Nefs dünyevi başarı için kullanılmalıdır.
Doğru cevap: C
32. Mevlâna, “Din birdir; ancak yollar çoktur” derken farklı inançların Tanrı’ya yönelişteki araçsal çeşitliliğini vurgular. Hakikat bir güneşse, dinler onun farklı pencerelerinden giren ışıklardır. Bu anlayış, teolojik çoğulculuk değil, metafizik bir birlik vizyonudur.
Soru: Bu ifadede Mevlâna’nın savunduğu görüş hangisidir?
A) Her dinin kendi başına hakikat olduğu görüşü
B) Dinler arası eşitlik
C) Hakikatin birliği, yolların çeşitliliği
D) Dinin kültürel bir inşa olduğu
E) Dinsizliğin yüceltilmesi
Doğru cevap: C
FUAT SEZGİN TEST SORULARI
1.Fuat Sezgin’in temel tezi, hiçbir uygarlığın kendi kendine, dış etkilerden yalıtık biçimde doğmadığıdır. Ona göre İslam uygarlığı; Hint, Yunan ve Sasani birikimlerini çeviri–özümseme–yeniden üretim döngüsüyle devralıp dönüştürmüş, bu sayede bilim ve felsefede “özgün sentez” evresine geçebilmiştir. Bu tez aynı zamanda iki taraflı bir eleştiri içerir: (i) “İslam bilimi yalnızca tercümedir” indirgemesi; (ii) “Batı doğrudan Antik Yunan’ın mirasçısıdır” varsayımı. Sezgin, her iki önermenin de aktarım zincirlerini, kurumsal altyapıları ve metin filolojisini ihmal ettiğini söyler.
Soru: Paragrafa göre Sezgin’in ana itirazı hangi ikili yanlış kabule yöneliktir?
A) İslam’ın Yunan’ı hiç bilmediği ve Batı’nın İslam’ı aştığı
B) İslam’ın yalnız tercüman olduğu ve Batı’nın İslam’ı atlayıp Yunan’a bağlandığı
C) İslam’ın hermenötiğe kapalı olduğu ve Batı’nın teolojiyi reddettiği
D) İslam’ın tekniği, Batı’nın ise teoriyi temsil ettiği
E) İslam’ın siyasî, Batı’nın kültürel üstünlük kurduğu
Doğru cevap: B
2. Sezgin’in araştırma motivasyonu, bir yanda hocası Hellmut Ritter’in Harezmî, İbn Heysem, Bîrûnî gibi isimleri “birinci sınıf bilginler” olarak sunması; diğer yanda ilkokul–lise eğitiminde tekrarlanan “Müslümanlar dünyayı öküzün boynuzunda sanıyordu” klişesidir. Sezgin, bu bilişsel yarılmayı çözmek için “metin, alet, kurum” üçlüsünü sistematik iz sürmenin anahtarı yapar: metinlerin dolaşımı, aletlerin rekonstrüksiyonu ve kurumların (cami kürsüsü, Beytü’l-Hikme, rasathane, medrese) işleyişi.
Soru: Bu çerçevede Sezgin’in yöntemi hangi üçlü eksene dayanır?
A) Dogma–İnanç–Söylence
B) Metin–Alet–Kurum
C) Teori–Retorik–Mit
D) Otorite–Gelenek–Meşruiyet
E) Dil–Edebiyat–Sanat
Doğru cevap: B
3. Metin, erken İslam toplumunun bilgi sosyolojisini “ilme kurucu vurgu” üzerinden okur: “Oku”, “Kalem”, ilim meclisleri, kadın-erkek tüm müminlere farz kılınan tahsil; ayrıca “öğrenen–öğreten–destekleyen” üçlü kategorizasyonuyla geniş tabanlı bir epistemik mobilizasyon anlatılır. Bu çerçevede din–bilim gerilimi yerine dinî motivasyonla ivmelenen kamusal öğrenme görülür; cami kürsülerinin üniversite-öncülü formlara evrilmesi de bu örgütlenmenin mekânsal izdüşümüdür.
Soru: Paragrafa göre din–bilim ilişkisini en iyi özetleyen ifade hangisi?
A) Din, bilimi kurumsal olarak dışlamıştır.
B) Din, bilimi yalnız faydacılık için meşrulaştırmıştır.
C) Din, bilimi normatif olarak teşvik eden bir itki üretmiştir.
D) Din, bilimi sadece tefsire indirgemiştir.
E) Din, bilimi ruhanî alana hapsetmiştir.
Doğru cevap: C
4. Sezgin, İslam biliminin kurumsal yükselişini 12 maddede nedenlendirir: siyasi himaye (Emevî–Abbâsî), kamusal ders halkaları, erken ve yaygın kâğıt–mürekkep teknolojisi, terminoloji inşası, usta–çırak sirkülasyonu, “dünyevî” metodik yaklaşım, yazı sisteminin hız/erişim avantajı vb. Bu mozaik, tek bir “büyük neden” anlatısından kaçınır; çok etkenli bir altyapı–üst yapı eşzamanlılığı varsayar.
Soru: Listelenen unsurlar hangi açıklama tarzını güçlendirir?
A) Tek etkenli determinizm
B) Kişi-merkezli kahramanlık anlatısı
C) Çok etkenli kurumsal-ekolojik açıklama
D) Tesadüfî yayılma hipotezi
E) Sadece teolojik nedensellik
Doğru cevap: C
5. Çeviri hareketi, metinde “okuma dönemi”nin başlangıcıdır; fakat metin, tercüme → şerh → tenkit → telif zincirini vurgulayarak “yalın aktarım” tezini reddeder. Memun dönemi Beytü’l-Hikme, Yunanca–Süryanice–Farsça–Sanskritçe kanallarını örgütleyip kaliteyi yükseltir; ama yazar, İslam felsefesinin Yunan’la sınırlı olmadığını, Hint–İran katkılarıyla çoğul bir matris kurduğunu belirtir.
Soru: Bu anlatı, “İslam düşüncesi yalnız Yunan aktarımıdır” iddiasına nasıl cevap verir?
A) İddia doğru; özgün telif yoktur.
B) Kısmen doğrudur; şerh dışında üretim yoktur.
C) Yanlıştır; çoğul kaynaklı ve telife evrilen bir üretim zinciri vardır.
D) Belirsizdir; veri sunulmamaktadır.
E) Geçicidir; yalnızca Memun dönemiyle sınırlıdır.
Doğru cevap: C
6. Matematiksel coğrafya bölümünde Bîrûnî’nin triangülasyon temelli enlem–mesafe–boylam üçlemesiyle Gazne–Bağdat hattında iki yıl süren arazi ölçümleri, modern hatalara yakın doğruluk ve yöntemsel berraklıkla aktarılır. Sezgin’in itirazı, Snellius’a atfedilen “ilk uygulama” anlatısının tarih yazımındaki kör nokta oluşudur; arazideki ölçüm–astronomik tayin eşlemi İslam dünyasında erken tarihli bir disipliner standart doğurmuştur.
Soru: Paragrafa göre Sezgin’in vurguladığı tarih yazımı sorunu nedir?
A) İslam kaynaklarının matematik bilmezliği
B) Snellius’un İslam coğrafyacılarını açıkça referanslaması
C) İlk triangülasyonun geç-modern Avrupa’ya mal edilmesi
D) Bîrûnî’nin yalnız teorisyen olması
E) Enlem tayininin teolojik yöntemlerle yapılması
Doğru cevap: C
7. “Amerika’nın Müslümanlarca erken keşfi” iddiası, metinde harita geleneği, boylam doğrulukları, Hint Okyanusu navigasyonu ve Cava dilli bir “Brezilya haritası”na ilişkin anekdotlarla desteklenir. Sorgulayıcı okuma, bu iddianın kanıt standardını (belge zinciri, tarihlendirme, müelliflik, iletim yolları) tartışmaya açar; Sezgin, olasılık–kanıt dengesinde “metodolojik makullük” savunur, fakat iddianın modern disipliner kanıta dönüştürülmesi için daha fazla filolojik–kartografik çaprazlama gerektiği de ima edilir.
Soru: Eleştirel ölçüte göre bu iddianın zayıf halkası hangisidir?
A) Navigasyon tekniklerinin yokluğu
B) Harita–metin zincirinin tam izlenememesi ve müellifliğin belirsizliği
C) İslam dünyasında denizciliğin yasak olması
D) Avrupa’nın coğrafyayı reddetmesi
E) Piri Reis’in eserinin sahte olması
Doğru cevap: B
8. Tıp tarihinde metin, İbn Sînâ’nın el-Kānûn, Râzî’nin el-Hâvî, Zehrâvî’nin et-Tasrîf’iyle teorik-teknik atılımı; Kahire’de 874’te açılan Tolunoğlu hastanesinde hijyen protokolleri, ücretsiz tedavi, kadın–erkek hamamları, akıl sağlığı birimi ve kütüphane gibi “modern” görüngüleri birlikte sunar. Buradaki eleştirel ders, metin–kurum–pratik uyumunun, tek başına “büyük kitaplar” anlatısından daha açıklayıcı olduğudur.
Soru: İslam tıp geleneğinin başarısı hangi bileşimle en iyi açıklanır?
A) Yalnızca büyük hekim-metinleri
B) Yalnızca teolojik meşruiyet
C) Metin üretimi + kurumsal altyapı + klinik pratik
D) Sözlü gelenek ve şifahî aktarım
E) Avrupa’dan doğrudan transfer
Doğru cevap: C
9. Avrupa’daki tercüme merkezleri (Salerno, Toledo) üzerinden “alıp gizleme/yeniden etiketleme” eleştirisi metinde yoğun yer tutar: Constantinus Africanus örneği, Huneyn b. İshak metninin Galen’e mal edilmesi, kaynak belirtme alışkanlığının geç oluşumu gibi. Sezgin’in meydan okuması, Rönesans anlatısının Yunan’a doğrudan dönüş mitini sorgulamak ve İslam köprüsünü görünür kılmaktır.
Soru: Paragrafa göre “yanlış Rönesans” tarifinin kritik kusuru nedir?
A) Avrupa’da kilise dışı okulların yokluğu
B) Antik Yunan’ın değerini bütünüyle inkâr
C) İslam aktarımlarını görünmez kılarak Yunan’a doğrudan bağlanma kurgusu
D) Yalnız teknik metinleri önemseme
E) Tıp dışındaki alanları dışlama
Doğru cevap: C
10. Gerileme tartışmasında metin, “din bilime engeldir” genellemesini reddeder; sorun alanını müfredat daralması, felsefenin talileşmesi, kurumsal kopuşlar ve Takiyyüddîn rasathanesinin kapatılması gibi karar–kurum düzlemlerine yerleştirir. Sezgin’in önerdiği çıkış, “altın çağ nostaljisi” değil, bilim tarihini yeniden yazma ve kanıtı dolaşıma sokma stratejisidir: özgüven üretimi, kompleks kırılması ve filolojik–teknik çalışma disiplini.
Soru: Paragrafa göre Sezgin’in çözüm önerisinin omurgası nedir?
A) Dine dönüşle otomatik bilim ilerlemesi
B) Siyasî fetihle kurumsal atılım
C) Bilim tarihini kanıta dayalı biçimde yeniden yazma ve dolaşıma sokma
D) Batı kurumlarının toptan kopyası
E) Sadece büyük şahsiyetler biyografisi
Doğru cevap: C

Bir yanıt yazın