Peygamberimizin Doğumu ve Hayatından Dikkat Çekici Noktalar
Çarşamba, 15 Şubat 2012 22:40 Muhder İzlenimler: 7650
Rebiülevvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de insanlık tarihi açısından son derece önemli bir olay meydana gelir: Hz. Muhammed (s.a.v.) dünyaya gelir. Bu doğum, yalnızca Arap Yarımadası’nda değil, bütün dünyada yankı uyandıran büyük bir değişimin başlangıcını simgeler. Hz. Muhammed, Fil Vakası olarak bilinen tarihi olaydan yaklaşık elli gün sonra doğar. Onun doğumu, sıradan bir bebek doğumundan çok daha farklı olarak çeşitli olağanüstü olaylarla birlikte gerçekleşir ve bu durum tarihçilerin, din âlimlerinin ve düşünürlerin dikkatini çeker.
Doğumundaki Olağanüstü Durumlar
Hz. Muhammed’in doğumu sırasında yaşanan fiziksel ve sembolik olaylar, onun diğer insanlardan farklı ve seçilmiş bir kişi olduğunu işaret eder niteliktedir. Yeni doğmuş bebeklerde rastlanmayan şekilde, anadan sünnetli ve göbeği kesilmiş olarak dünyaya gelir. Henüz yere düşmeden elleriyle yere dayanıp başını gökyüzüne kaldırdığı rivayet edilir. Bu duruş, ilahi bir görevin habercisi olarak yorumlanır.
Aynı gece gökyüzünde parlak bir yıldız belirir. O dönemin bilginleri, bu yıldızın yeni bir peygamberin doğumuna işaret ettiğini söyler. Özellikle Yahudi alimleri, Tevrat’ta yaptıkları incelemelerde bu gece peygamberin doğduğunu tespit ederek yakınlarına haber verir. İran’da Zerdüşt inancına ait bin yıllık ateş tapınağındaki ateş söner. Sasani İmparatorluğu’nun başkenti Medain’de Kisra’nın sarayındaki on dört burç çöker ve Save Gölü’nün suları çekilir. Bu olağanüstü gelişmeler, doğumun evrensel etkiler taşıdığını gözler önüne serer.
Necip Fazıl Kısakürek, Peygamber Efendimiz’i şöyle anlatır:
“Sen, fikir kadar güzel;
Ve tek, birden daha tek!
Itrını süzmüş ezel;
Bal sensin, varlık petek…”
Babası Abdullah ve Ailesinin Asaleti
Hz. Muhammed’in babası Abdullah, Kureyş kabilesinin genç ve saygıdeğer fertlerinden biridir. Fiziksel güzelliği ve ahlaki duruluğuyla çevresinde tanınan biri olan Abdullah, Hz. Muhammed doğmadan önce vefat eder. Dedesinin, yani Abdulmuttalip’in, Allah’a verdiği bir adağı yerine getirmek amacıyla oğlunu kurban etmeyi düşünmesi, dönemin toplum yapısına dair çarpıcı bir örnek teşkil eder. Ancak halkın tepkisi ve kurayla develer seçilerek bu karardan vazgeçilir.
Süt Anne Halime Hatun ve Artan Bereket
Mekke’de çocukların şehir dışındaki süt annelere verilmesi, onların daha sağlıklı büyümesi açısından geleneksel bir uygulamadır. Hz. Muhammed de Beni Sa’d kabilesinden Halime Hatun’a teslim edilir. Halime başlangıçta bu yetim çocuğu almaya pek istekli olmasa da, kabul ettikten sonra evinde bereketin arttığını fark eder. Develeri daha çok süt vermeye başlar, evine bolluk ve huzur hâkim olur.
Çocukluk döneminde gösterdiği olağanüstü gelişim özellikleri de dikkat çeker. Henüz birkaç aylıkken yuvarlanır, üç aylıkken ayakta durur, dört aylıkken yürür. Sekiz aylıkken konuşmaya başlar, on aylıkken oyuncak ok atabilir. Bu hızlı gelişim, ileride üstleneceği sorumluluklara erken hazırlık olarak yorumlanır.
Annesi Hz. Amine’nin Vefatı ve Yetimlik Yılları
Hz. Muhammed’in annesi Hz. Amine, oğlunu da yanına alarak Medine’deki akrabalarını ziyaret eder, fakat dönüş yolunda Ebva köyünde hastalanarak vefat eder. Böylece Peygamber Efendimiz altı yaşında hem annesiz hem babasız kalarak yetim kalır. Önce dedesi Abdulmuttalip’in, onun da vefatından sonra amcası Ebu Talib’in himayesine girer. Bu dönem, onun karakterinde sabır, direnç ve güven gibi erdemlerin oluşmasına zemin hazırlar.
Gençlik Dönemi, Ticaret Hayatı ve Evliliği
Hz. Muhammed genç yaşlarından itibaren dürüstlüğü, güvenilirliği ve çalışkanlığıyla çevresinde öne çıkar. Mekke’nin ticaret hayatına katılır, çeşitli kervanlarla seyahat ederek geniş bir tecrübe edinir. Zengin ve itibarlı bir tüccar olan Hz. Hatice, onun dürüstlüğüne ve çalışkanlığına hayran kalarak kendi kervanlarını yönetmesini ister. İş ahlakı ve başarısı Hz. Hatice’yi derinden etkiler, bu da evlilik teklifiyle sonuçlanır. Bu evlilik, sevgi, saygı ve güven temelli örnek bir birlikteliğin sembolü hâline gelir.
Kabe’nin Yeniden İnşası ve Hakemlik Rolü
Kabe zaman içinde yıpranır ve yeniden inşa edilmesine karar verilir. Hacerü’l-Esved taşının yerine konulması sırasında kabileler arasında anlaşmazlık çıkar. Çözüm olarak ilk gelen kişiye hakemlik hakkı tanınması kararlaştırılır ve Hz. Muhammed içeri girer. Onun dürüstlüğü herkes tarafından bilindiği için hakemliği memnuniyetle kabul edilir. Hz. Muhammed, taşı bir örtüye yerleştirip kabile liderlerinin birlikte taşımasını sağlar ve taşı kendi elleriyle yerine yerleştirir. Bu olay, onun “El-Emin” sıfatını daha da güçlendirir.
Sonuç
Hz. Muhammed’in hayatı, doğumundan itibaren olağanüstü hadiseler ve örnek alınacak faziletlerle örülüdür. O, sadece bir dini önder değil, aynı zamanda adalet, merhamet, dürüstlük ve sabır gibi evrensel değerlerin sembolüdür. Onun hayatı, geçmişi anlamak ve bugünü daha bilinçli yaşamak için rehberlik eder. Her bir safhası, insanlık için yol gösterici nitelikler taşır.
Necip Fazıl Kısakürek’in dizeleriyle onun ümmetinden olmanın önemini şöyle dile getirir:
“Hep sıfır, arka ve ön!
Dosdoğru Kâbe’ye dön!
O’nun Ümmetinden ol!…”
Bir yanıt yazın