Kozmolojik Delil
Pazar, 10 Mart 2019 14:55 Prof. Dr. İlhan Yıldız İzlenimler: 865
Bu bir delil değil deliller ailesidir. Bu delilde evrenden Allah’a doğru hareket eden bir kurgu bulunmaktadır. Evren delili olarakta bilinen kozmolojik delile, bilgili-bilgisiz, bilinçli- bilinçsiz, taraflı-tarafsız en çok konuşulan ve kafa yorulan delildir dersek abartmış olmayız.
Bu delil Aristo, Platon, İbni Sina başta olmak üzere birçok filozof tarafından formüle edilmiştir. Bu delil daha sonra Yunan felsefesinin etkisi altında kalan bazı Yahudi ve Hristiyan din bilginlerinin dikkatini çekmiştir. Bilahere kozmolojik delil İslam din bilginlerinin de dikkatini çekmiştir. İslam düşünce tarihinde Kelamcılar daha ziyade “hudüs delilini” filozoflar ise “imkan delilini” tercih etmişlerdir. Bu iki delil arasında bağlantı kurmaya çalışanlar da olmuştur.
Yine bu delil üç temel düşünceden hareketle tanımlanmaktadır:
1. İlk Neden
2. Teselsül (Nedenler zinciri)
3. Zorunlu Varlık
İslam dünyasında kozmolojik delili;
1. Fârâbi İmkân delili,
2. İbn Sina İlk Neden delili,
3. Gazali Hudûs delili formunda inşa etmişlerdir.
Dolayısıyla bu delilin tarihi kaynağı Platon ve Aristoteles‘e kadar gitmektedir. Ortaçağ döneminde Thomas Aquinas ve Duns Scotus döneminde daha da gelişmiştir. Tanrı’nın varlığı hakkında Thomas Aquinas’ın Summa Theologica’sında beş kanıt gösterilmektedir bunlardan ilk üçü kozmolojik delil olarak görülmektedir. Daha sonra Samuel Clarke ve Leibniz tarafından buna benzer görüşler savunulmuştur. Yirminci yüzyılda ise Richard Taylor bu görüşü savunmuştur.
Kozmolojik delil felsefe tarihinde hep önemli olmuştur. Leibniz “Varlıkların en son kaynağı” isimli kitabında, Leibniz’in çağdaşı Samuel Clarke’da “Tanrı’nın varlığı ve Sıfatlarının Kanıtı” isimli konferans metninde kozmolojik delili savunmuştur.
Bu delillerden bir kısmı sonlu/hudus varlıklar kavramını, bir kısmı hareket ve değişme kavramlarını, bazıları da imkan cevaz ve zorunluluk kavramlarını akıl yürütmenin merkezine koyarak yol almaya çalışır. Yine bir kısmı alemdeki tek tek varlıkların yapısından bir kısmı da adeta tek bir varlık gibi düşünülen alemden yola çıkar. Zaman kavramını ele alış durumlarına göre de delillerin farklılık gösterdiğini görmekteyiz. Onlardan bir kısmı alem sonlu zaman ise ezeli ve ebedi olduğunu iddia ederek alemin sonlu fakat zamanın başlangıçsız olduğunu ön sürer. Diğer bir grup ise alem ve zaman birlikte işlemeye başladığını söyleyerek zamanın başlangıcını alemin yaratılmışlığı fikrinden ayrı olarak ele almaz.
Bazı tabiat filozoflarının değişmenin arkasındaki değişmeyeni, her şeyin ilk ilkesini aramaya koyulduklarını biliyoruz. Platon dini anlayışa en çok yaklaşan filozoflardır. Nitekim Platon hareket varlığa dışarıdan gelmektedir diyor. Aristo da hareketi “ilk muharrik”e bağlıyor ancak bu ilk hareket ettirici maddenin içinde dolayısıyla içkin/immanent bir özellik göstermektedir. Bu hareket ettirici aşkın/transandental olamaz. Aristoya göre teselsül bir yerde mutlaka kesilmelidir.
Yahudilikte Kozmolojik Delil
Tevrat (Tora/Eski Ahit), kozmolojik delili (evrenin varlığından hareketle bir yaratıcıya ulaşma) doğrudan felsefi bir dille değil, yaratılışın ihtişamı ve düzeni üzerinden anlatır. Başlangıç (Yaratılış) 1:1, Mezmur 19:1 ve Yeşaya 40:26 gibi pasajlar, evrenin bir başlangıcı ve yaratıcısı olduğunu vurgulayan temel kozmolojik/teleolojik delillerdir.
Tevrat ve Eski Ahit’te Kozmolojik Delil İçeren Pasajlar:
- Yaratılış 1:1: “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı.” (Evrenin bir başlangıcı olduğu ve bir yaratıcısı olması gerektiği fikri)
- Mezmur 19:1: “Gökler Tanrı’nın görkemini açıklar, Gök kubbe ellerinin işini duyurur.” (Evrendeki düzen ve ihtişamın bir yaratıcıya işaret etmesi)
- Yeşaya 40:26: “Gözlerinizi göklere kaldırıp bakın: Bütün bunları kim yarattı? Onları düzene takıp ordu ordu çıkaran… Öyle büyüktür ki gücü, hiçbiri eksik kalmaz.” (Kozmik düzen ve tasarımın kaynağına atıf)
- Yeremya 10:12: “Dünyayı gücüyle yaratan, yeryüzüne bilgeliğiyle düzen veren, gökleri aklıyla geren O’dur.” (Yaratılıştaki akıl ve düzen)
Bu metinler, evrendeki varlıkların “hudûs” (sonradan olma) ve “imkân” (varlığı kendinden olmama) özellikleri üzerinden Tanrı’nın varlığına işaret eder.
Hristiyanlıkta Kozmolojik Delil
Hıristiyan ilahiyatçılardan Thomas Aquinas Tanrıya götüren 5 yol var bunların en güçlüsü imkân delili yani kozmolojik delil ailesinden birisidir. Nitekim İbni Sina, Şifa ve Necatta kozmolojik delil üzerinde durmuştur. İbn Sina, Descartes’ten önce insanın varlığını ispat eden Tanrının varlığını da kolaylıkla ispat edebilir demektedir.
İslam’da Kozmolojik deliller
Kur’an’da Fussilet suresi 53. ayetinde kozmolojik delil ile ilgili şöyle denmektedir: “Gerçeği anlamalarına kadar varlığımızın belgelerini hem dış dünyada hem de iç dünyada göstereceğiz.” En’âm Suresi 76-79. ayetlerinde anlatıldığı üzere, Hz. İbrahim (as) Ay, Güneş ve yıldızların ilah olamayacağını, babasına ve kavmine anlatmak için “Ben batanları sevmem” ifadesini kullanmaktadır. Nitekim Hz. İbrahim yıldız-ay ve nihayet güneşi tanrı ilan etmiş daha sonra Allah Teâlâ’ya ulaşmıştır.
İlk Neden Delili / Yeter Sebep Delili
İnsan ve evren başta olmak üzere bütün varlıkların sebeplilik bağlamında ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu sebeplilik zincirinin ila nihaye/ sonsuza kadar gitmesi söz konusu olamayacağı için bir yerde durması gerekmektedir. İşte bu son durağa ilk neden, bu sürecin Allah’ın varlığını ispatlayan bir akıl yürütme olarak kullanılmasına da “ilk neden delili” denmektedir. Bazen Kozmolojik delil olarak da adlandırılan “İlk neden delili” evrenin nasıl olduğuna ilişkin olgulara dayanmayıp yalnızca evrenin var olduğuna ilişkin empirik olguyu temel alır.
İlk Neden deliline göre, mutlak olarak her şey kendisinden önce gelen bir şeyin sonucudur: Hiçbir şey bir neden olmadan varoluşa gelmez. Evrenin var olduğunu biliyor olduğumuz için, onun şimdiki haline gelmesine peşi sıra gerçekleşen neden ve etkiler zincirinin yol açtığını hiç şüphesiz varsayabiliriz. Bu zinciri en geriye kadar takip edecek olursak, bulacağımız şey asıl neden, eş deyişle İlk Neden olacaktır. Dolayısıyla bu ilk neden Tanrı’dır.
Leibniz, Yeter-Sebep ilkesi ile delilin en güçlü formlarından birini inşa etmiştir. Kozmolojik delilin yeni bir biçimi çağdaş filozoflardan Richard Swinburne tarafından geliştirilmiştir. Onun tümevarımlı delilinde, evren ve evrendeki olgular, Tanrı’nın varlığı hipotezine eklendiğinde, hipotezin ihtimalini arttırır. Tümevarımlı kozmolojik delilin yüksek olasılık bildirmesi, onun Tanrı inancımız için iyi bir gerekçe olduğunu gösterir.
Delilin önemli kavramlarından birisi olan nedensellik, David Hume’dan önce Gazali tarafından eleştirilmiş ve neden ile sonuç arasındaki ilişkinin zorunluluğu reddedilmiştir. Ancak neden-sonuç ilişkisine dair bilgimizi Allah’ın yaratmasına bağlamakla evrenle ilgili bilgimizi teminat altına alarak düzensizliğe imkân tanımamıştır.
Bu oldukça geçerli bir çıkarımdır, zira her nedenin bir nedeni olmasının sonsuza kadar götürülmesi imkânsızdır. Bu neden, Aristoteles, Thomas Aquinas gibi Batı felsefecileri ve Farabi gibi İslam felsefecileri tarafından kullanılmıştır.
Böylelikle Gazali’nin ilk neden delilini önemsediğini görmekteyiz. Gazali’ye göre, var olmak için sebeplilik/kozalite gereklidir. Bu sebepler zinciri sonsuza kadar uzayamaz. Sebeplilik zincirinin ilk sebepte duracağını ifade edebiliriz ki bu Allah Teâlâ’dır.
Hareket Delili
Kozmolojik delilde Tanrı’nın varlığı evrenden hareketle kanıtlanmaya çalışılır. Bazen bu tarz bir tartışmaya ilk neden delili de denmektedir. Bu delil üzerinde tartışma konusu oldukça fazladır. Bu da bu delilin oldukça eski olmasından kaynaklanmaktadır. Kozmolojik delilin ilk ve basit şekillerini Platon’un kanunlarında görmek (10. Kitap) mümkündür. Aynı zamanda Aristoteles’in Metafizikde de (12. Kitap) görmek mümkündür.
Örneğin, Aristoteles hareketi, en son noktada, Hareket etmeyen hareket ettiriciye dayandırarak açıklamaktadır. Bu felsefe tarihinde oldukça etkin bir fikirdir. Buna Arapça’da muharriku’l-Evvel/ilk hareket ettirici denmiştir.
Kindi sonlu-sonsuz ilişkisi ile bir delil bulmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Kindi ve Gazali gibi İslam düşünürlerinin hareketi de bir delil olarak kullanmaya çalıştıkları görülmüştür.
Hudüs Delili
İlk defa Gazali tarafından formüle edilmiş olan “hudus” kozmolojik deliller ailesinin en kıymetlisi olarak görülmektredir. Hudus, sonradan oluşma, yoktan var olma anlamında olup sonradan var olan varlıklara ise hadis denilir. Nedensellik ilkesi kullanılarak şöyle bir kıyasla Tanrının varlığının kanıtlanması söz konusudur:
1. Evren bütün parçalarıyla sonradan olmadır (Hadis)
2. Her sonradan olanın, bir var eden (Muhdis) ihtiyacı vardır.
3. O halde, bu evreninde bir var edeni vardır.
4. O da varlığı zorunlu olan Tanrı’dır.
İmkan Delili
İlk defa Farabi tarafından formüle edilen bir delildir. Bilindiği gibi Farabi varlığı Vacibül-vucut ve Mümkünül-vucut diye ikiye ayırmaktadır. Vacibul-vucut, Batılı filozoflar tarafından zorunlu varlık olarak tanımlanan Tanrı’dan başka birşey değildir. Mümkünül-vucut ise başta insan ve evren olmak üzere bütün mevcudatı ifade etmektedir.
Hudüs deliline benzeyen imkan delili ise, Kozmolojik delilin bir diğer türü sayılmaktadır. Delil temel olarak evrendeki varlıkların mümkün oluşundan hareketle Tanrı’nın varlığını kanıtlamaktadır. Delilin formülasyonu aşağıdaki şekildedir:
1. Evren mümkünler (varlığı zorunlu olmayan) topluluğudur.
2. Mümkün, kendi kendinin sebebi olmayandır. Onu var kılan başka sebepler vardır.
3. Varlığı (zorunlu olmayan) mümkün olan şeyin, var olmak için başka bir nedene ihtiyacı vardır.
4. Bu neden, varlığı zorunlu, öncesiz ve ilk neden olan Tanrı’dır.
Görüldüğü gibi mümkün varlığı var eden zorunlu varlıktır. Bunun varlığını kabul etmek, kısır döngüyü engeller. Fakat bu delile karşı yöneltilen, Kant’ın eleştirilerine dikkat etmek gerekir. Bu eleştiri şu şekildedir; “Bende yüz milyon var” demek, cebimde bunun olmasının zorunlu kılmazsa, imkân delili de, Tanrı’nın varlığını kanıtlama da yeterli olmaz.
Kozmolojik delile itirazlar
Bu itirazların başında İbni Rüşt gelmektedir. Allah’ın varlığının delillerinin illa akli yürütme olmaması gerektiğini söyleyen İbni Rüşd bunun “teklif ma la yutak” yani teklif edilmesi dahi mümkün olmayan şey olduğunu söylemektedir. İnsanların hepsinin akıl yürütme yöntemiyle Allah’ı idrak etmesi mümkün olmayabilir. Ancak akli delilin hiçbirşeye yaramadığını da iddia edemeyiz. İnsanlara daha çok teemmül, tefekkür, tezekkür ve tedebbür etmelerini bizzat Kur’an emrediyor. İbni Rüşd’e göre Eşariler başta olmak üzere İslam düşünürleri kozmolojik delil başta olmak üzere felsefi delilleri kullanmakla hata yapmıştır. Zira Kur’anda ihtira ve inayet gibi daha kolay ve anlaşılır deliller bulunmaktadır. Dikkat edilirse İbni Rüşd Allah’ın varığının teleolojik delillerle ispat edilebileceğini savunmaktadır.
Aslında bu görüşlere Kant gibi karşı gelenler de olmuştur. Ona göre bu sadece spekülatif ve metafizik bir delildir, Tanrı’nın varlığını kesin olarak ispatlamaz.
Kozmolojik delilin sonucu zaman zaman kişileri panteist yaklaşımlara kadar götürebilir. Bu nedenle sonuca doğru giderken Tanrı’nın gerçek varlığı ile bizim kafamızda oluşturduğumuz varlığın farklı olmamasına dikkat etmemiz gerekmektedir. Kozmolojik delil bize Tanrı’nın varlığını kanıtlaması açısından önemlidir.
Tanrı’nın varlığı İskoçya’da yüzyıllardır var olup olmadığı tartışılan “Loch Ness canavarı var mı?” sorusu ile paralel bir soruya bağlı değildir.
Tanrının varlığına ilişkin soru bütün evrenin tamamının karakterini içeren bir sorudur. Bu varlık delilini yanlış değerlendirmek bizi daha önce de dediğimiz gibi Panteizm ya da Natüralizmin kucağına atacaktır. Bunu zaman zaman İslam düşünürlerinde görmek mümkündür. Evrenden Tanrıya ulaşırken yavaş yavaş varlıklar aracı olmaya hatta Tanrı’yı yansıtmaya başlamaktadır. En iyisi kozmolojik delille Tanrı varlığına inanan bir kişinin yapacağı en güzel şey gerçek Tanrı’yı kendisini ifade ettiği şekilde kendini ifade ettiği Kutsal Kitabından tanımaya ve anlamaya çalışmasıdır.
Not: Bu yazı makale, köşe yazısı vs. gibi akademik bir yazı değildir. Sadece ders notu olarak kullanılmaktadır.
Son Güncelleme: Çarşamba, 29 Mart 2023 02:36

Bir yanıt yazın