II. Abdülhamid ve İçki Tartışmasında Tarihçinin Sorumluluğu

II. Abdülhamid ve İçki Tartışmasında Tarihçinin Sorumluluğu

II. Abdülhamid hakkında yeniden alevlenen içki tartışması, tarihî bir şahsiyetin nasıl kolayca bir sıfata indirgenebildiğini gösteriyor. Tartışmanın merkezindeki soru açıktır: Abdülhamid, iddia edildiği gibi bir “ayyaş” mıydı? İncelenen kaynaklar böyle bir hükmü doğrulamıyor.

Cumhuriyet Döneminde Tarih Kitapları ve Çarpıtılan Osmanlı İmajı

Cumhuriyet döneminin belirli yıllarında tarih ders kitaplarının siyasi tercihler doğrultusunda biçimlendirildiği açıkça tartışılmalıdır. Eray Alaca’nın “Cumhuriyet Dönemi Tarih Ders Kitaplarında Osmanlı İmajı (1950–2020)” başlıklı araştırması, özellikle 1931–1950 dönemindeki anlatıda Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş başarıları sahiplenilirken son döneminin ötekileştirildiğini belirtiyor. Türk Tarih Tezi çerçevesinde Orta Asya kökleri öne çıkarılırken, yakın Osmanlı geçmişi yeni rejimin kendisini ayırdığı bir dönem olarak sunulmuştur.

Bu yaklaşımın Abdülhamid’e nasıl yansıdığını Alaca’nın 2018 tarihli başka bir araştırması somutlaştırıyor. Araştırmada aktarıldığı üzere, 1931 tarihli lise kitabı Tarih III’te onun yönetimi “keyfi, muvaffakıyetsiz, şerefsiz ve sıkıcı” diye nitelenmiştir. Bir ders kitabında “şerefsiz” kelimesinin tarihsel açıklamanın yerini alması, öğrenciye bilgi vermenin ötesinde bir yargı telkin edildiğini gösterir. Aynı çalışma, bu sert sunumun sonraki siyasi dönemlerde değiştiğini de ortaya koyuyor.

Kanaatimce burada tarihî gerçekliği seçerek sunan ve aşağılayıcı sıfatlarla daraltan bir çarpıtma söz konusudur. Bu eleştirinin hedefi, Cumhuriyet döneminde üretilmiş bütün tarih çalışmalarını değersizleştirmek değildir. Ancak belirli dönemlerde ders kitaplarına yerleşen bu yaklaşımı görmezden gelmek de mümkün değildir. Osmanlı geçmişini küçümsemek, Cumhuriyet’in değerini yükselten bir bilimsel yöntem sayılamaz.

Ayyaşlık İddiasına Dayanak Yapılan Anlatılar

İçki iddiasını gündeme taşıyan isimler arasında Hüseyin Çelik, Güneri Cıvaoğlu ve Soner Yalçın bulunuyor. Cıvaoğlu, 15 Kasım 2007 tarihli yazısında Abdülhamid’in torunu Ertuğrul Osman’dan hareketle rom içtiğini aktarmıştır. Soner Yalçın da aynı ay yayımlanan yazısında bu görüşe yer vermiştir. Çelik ise torunların anlatılarını ve saraya alınan içeceklerin listelerini gerekçe göstermiştir.

Fakat bu isimlerin incelenen açıklamalarındaki “içki içiyordu” iddiası ile “ayyaştı” hükmü aynı değildir. Bu metinlerde Abdülhamid’in sürekli ve aşırı içtiğini gösterecek miktar, sıklık ve süre bilgisi bulunmuyor. Dolayısıyla burada açıkça “ayyaştı” dediği doğrulanmış kişilerden değil, içki kullandığı iddiasını savunanlardan söz ediyoruz. Bir anlatının farklı gazeteciler tarafından tekrarlanması, birbirinden bağımsız tanıklıkların çoğaldığı anlamına da gelmez.

Hüseyin Çelik’in İddiasındaki Kanıt Sorunu

Eski Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, İnan Demirel’le söyleşisinin basına yansıyan metninde “Sultan Abdülhamid rom içiyordu. Torunları söylüyor. Saraya alınan içeceklerin listeleri var” diyor. Bu açıklamanın temel sorunu, söz konusu kaynakların kişisel tüketimi nasıl kanıtladığının gösterilmemesidir. Hangi torunun, hangi döneme ilişkin, doğrudan gözleme dayanan hangi ifadesi esas alınmaktadır? Sözü edilen listelerde içeceklerin bizzat padişaha verildiğini gösteren kayıt bulunmakta mıdır?

Saraya bir içeceğin satın alınması, padişahın onu şahsen tükettiğini kendiliğinden kanıtlamaz. Bunun için belgenin tarihi, hazırlanma amacı ve içeceğin kime verildiği ortaya konmalıdır. Yabancı konuklara ikram edilmesi ile hükümdarın kişisel tüketimi farklı ihtimallerdir. Üstelik kişisel tüketim kanıtlansa bile “ayyaşlık” için ayrıca süreklilik ve aşırılık gösterilmelidir. Çelik’in açıklaması, aktarıldığı biçimiyle, bu sorulara cevap vermiyor.

Aynı haber metninde “alkolik derecesinde” ifadesi Abdülhamid’in babası Abdülmecid için kullanılmaktadır. Abdülhamid hakkındaki eleştirim ise açıktır: Çelik, dayanaklarını yeterince açıklamadan kesin bir yargı kurmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı yapmış olmak, tarihî bir iddiayı kanıtlama yükümlülüğünü azaltmaz; kamuoyu üzerindeki etki nedeniyle artırır.

Siyasi Görevlerin Ardından Gelen Abdülhamid Eleştirileri

Hüseyin Çelik’in Abdülhamid’e yönelik sert açıklamalarının zamanlaması da ayrıca değerlendirilmelidir. Bakanlık ve parti sözcülüğü yapmış olan Çelik, 2021’de yayımlanan söyleşisinde Abdülhamid’in yönetimini ve dinî siyasetini eleştirmiş; 2026’da ise içki iddiasını ve muhafazakâr çevrelerin Abdülhamid anlayışına yönelik itirazlarını dile getirmiştir. 2026’daki bu açıklamaları, AK Parti yönetimine karşı sert eleştiriler yönelttiği bir döneme rastlamaktadır.

Siyasi görevler sonrasındaki bu açıklamalar, tarihî eleştiri ile güncel siyasi hesaplaşma arasındaki ilişkiyi incelemeyi gerekli kılıyor. Çelik’in görev yıllarındaki söylemiyle sonraki açıklamaları karşılaştırılmalı; üslup ve vurgularda değişim varsa, bunun hangi yeni belge veya bulgulara dayandığı gösterilmelidir. Geçmişi eleştiren bir siyasetçinin kendi söylemindeki sürekliliği ve tutarlılığı da kamuoyunun denetimine açıktır. Tarihî şahsiyetler, güncel siyasi anlaşmazlıkların dolaylı hedefi haline getirilmemelidir.

Ali Suavi Çalışmasının Getirdiği Sorumluluk

Çelik’in Ali Suavi’nin hayatı ve eserleri üzerine hazırladığı doktora tezi Kasım 1991’de kabul edilmiş, çalışma daha sonra Ali Suavî ve Dönemi adıyla yayımlanmıştır. Dolayısıyla Çelik, Abdülhamid dönemi muhalefetinin önemli isimlerinden birini ayrıntılı biçimde araştırmış bir yazardır.

Ali Suavi, başlangıçta Abdülhamid’in güvenini kazanmış ve Mekteb-i Sultânî müdürlüğüne getirilmişti. Okulun idare ve disiplininde yaşanan bozulmayı Suavi’nin görevden alınma gerekçeleri arasında sayılır. Ali Suavi, 20 Mayıs 1878’de Filibeli muhacirlerin de bulunduğu bir grupla Çırağan Sarayı’nı basarak V. Murad’ı yeniden tahta çıkarma girişimine katılmış; daha sonra Yedisekiz Hasan Paşa olarak tanınacak Hasan Ağa’nın sopa darbesiyle öldürülmüştür. Abdülhamid’i devirmeye yönelen bir siyasi figürün değerlendirmeleri, bu mücadeleden bağımsız okunamaz.

Ayyaş Olduğu İddiasını Reddedenler

İçki iddiasına açıkça itiraz eden yazarlar arasında Mustafa Armağan ve Ekrem Buğra Ekinci yer alıyor. Armağan, Şadiye Osmanoğlu’nun hatıralarından hareketle babasının içki içmediğini ve içenleri hoş karşılamadığını aktarır. Celâleddin Velora Paşa’nın anlatısı da Abdülhamid’in içkiden uzak durduğu yönündedir. Bu hatıralar, onun sürekli içen bir hükümdar olarak sunulmasına karşı değerlendirilmesi gereken kaynaklardır.

Ekinci ise Ertuğrul Osman’ın kendisiyle yaptığı görüşmede dedesinin içki kullanmadığını söylediğini aktarıyor. Böylece aynı toruna dayandırılan iki farklı anlatımla karşılaşıyoruz. Çelik’in “Torunları söylüyor” şeklindeki gerekçesi, bu çelişki açıklanmadan yeterli kabul edilemez. Aile içinde aktarılan bilgi ile kişinin doğrudan gördüğü olayın ayrılması gerekir.

Daha dikkat çekici bir karşı kaynak, Abdülhamid’i sert biçimde eleştiren İngiliz yazar Edwin Pears’tır. Pears, 1917’de yayımlanan Life of Abdul Hamid adlı eserinin 113. sayfasında padişahın alkollü içki kullanmadığını belirtir; 332. sayfada da aynı bilgiyi tekrarlar. Dolayısıyla içmediği yönündeki kayıtları yalnızca ailesinin veya onu savunan yazarların sözleri olarak geçiştirmek mümkün değildir.

Bu kaynakların her biri kendi gözlem dönemi ve bilgi edinme biçimiyle değerlendirilmelidir. Şadiye Osmanoğlu’nun tanıklığı babasının bütün gençliğini kapsamaz. Ancak bu sınırlılık, saltanat yıllarına ilişkin tanıklıkları yok saymayı da haklı çıkarmaz.

Gençliğinde İçtiğini ve Sonra Bıraktığını Söyleyenler

Murat Bardakçı ve İlber Ortaylı’nın değerlendirmeleri ayrıca ele alınmalıdır. Bardakçı, Abdülhamid’in gençliğinde bir süre içtiğinin, daha sonra bıraktığının yazılı olduğunu belirtmiştir. Ortaylı’nın basına yansıyan açıklaması da tahta çıkmadan önce ölçülü biçimde içki kullandığı ve sonradan bıraktığı yönündedir. Bu iki görüş, Abdülhamid’in sürekli sarhoş olduğu iddiasına dayanak yapılamaz.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın Tevfik Paşa’dan aktardığı hatıra da aynı ayrımı gerektirir. Son Sadrazamlar’a atıf yapan akademik çalışmada, Abdülhamid’in şehzadeliğinde içkiliyken kullandığı at arabasıyla kaza yaptığı ve ardından içkiyi bıraktığı anlatılır. Bu aktarımın yalnızca içki içilen bölümünü alıp bırakma bölümünü dışarıda tutmak, kaynağı eksiltmek olur.

Tarihî Hüküm İçin Kanıt Gerekir

İncelenen kaynaklarla Abdülhamid’in “ayyaş” olduğu sonucuna varılamaz. Gençliğinde içki kullandığına ilişkin anlatılar vardır; bunlar saltanatı boyunca aşırı içtiğini kanıtlamaz. İçki kullanmadığını söyleyen aile içi ve aile dışı kayıtlar da mevcuttur. Bu tablo karşısında kesin suçlamalar yöneltmek, eldeki kanıtın sınırlarını aşmaktadır.

Cumhuriyet döneminin bazı ders kitaplarında görülen seçmeci ve aşağılayıcı tarih anlatımının bugün aynı biçimde sürdürülmesine itiraz edilmelidir. Hüseyin Çelik’in açıklamaları da geçmişte taşıdığı makamın ağırlığına sığınılarak eleştiriden muaf tutulamaz. Abdülhamid hakkında hüküm veren herkes, iddiasının kaynağını ve bu kaynağın neyi kanıtladığını göstermek zorundadır. Tarihçinin görevi, geçmişin insanlarını peşinen mahkûm etmek değil, kanıtların izin verdiği ölçüde değerlendirmektir.

Share this post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir