Türkistan’dan Yükselen Işık
Bugün Türkistan’da yükselen her manevi söylemin merkezinde bir isim vardır: Hoca Ahmet Yesevi.
Çünkü Hoca Ahmed Yesevî yalnızca bir mutasavvıf değildir. O, Türk-İslam medeniyetinin ruhunu şekillendiren büyük bir irfan mimarıdır. Onun açtığı yol, yalnızca bir tarikat yolu değil; aynı zamanda bir medeniyet tasavvurudur. Sevgi, tevazu, merhamet, samimiyet, adalet ve hikmet merkezli bu anlayış, asırlar boyunca Türk milletinin karakterini şekillendirmiştir.
Bugün yapay zekâ çağında bile onun yeniden konuşulması tesadüf değildir. Çünkü insanlık teknoloji üretiyor; fakat anlam üretmekte zorlanıyor. Hoca Ahmed Yesevî ise tam da bu anlam krizinin ortasında yeniden keşfediliyor.
1. Türkler Arasında İlk Büyük Tasavvuf Hareketini Başlatan İsim
Hoca Ahmed Yesevî’nin Türk tarihindeki en büyük rolü yalnızca şiir yazması değildir. Onun asıl etkisi, Türkler arasında ilk büyük tasavvuf hareketini başlatmış olmasıdır.
Yesevîlik, Türkler tarafından kurulmuş ilk büyük tasavvufî ekoldür. Bu yönüyle yalnızca dini değil; kültürel, sosyolojik ve siyasal sonuçlar doğuran büyük bir medeniyet hareketidir.
Yesevîlik sayesinde İslamiyet bozkır insanının ruhuyla bütünleşmiştir. Sert göçebe hayatı, ahlaki disiplin ve manevi derinlikle birleşmiştir. Türkler İslam’ı sadece kabul etmemiş; onu kendi kültürel hafızalarıyla yeniden yorumlamıştır.



7
Yesevî’nin yetiştirdiği dervişler Türkistan’dan Anadolu’ya, Horasan’dan Balkanlar’a kadar yayılarak ortak bir manevi coğrafya oluşturmuştur. Rivayetlere göre yüz binlerce mürid yetiştirmiştir. Bu sayı tartışmalı olabilir; fakat etkisinin büyüklüğü tartışmasızdır.
Bugün Anadolu’daki birçok tasavvuf geleneğinin arka planında onun nefesi hissedilir.
Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bayram Veli gibi isimlerin manevi çizgisinde Yesevî etkisi açık şekilde görülmektedir.
2. Türkçe’yi Bir İrfan Diline Dönüştüren Büyük Devrimci
Hoca Ahmed Yesevî’nin en büyük devrimlerinden biri dil alanındadır.
Arapça ve Farsçayı çok iyi bilmesine rağmen eserlerini Türkçe yazmıştır. Üstelik bunu bilinçli şekilde yapmıştır.
O dönemde din dili büyük ölçüde Arapça ve Farsçanın hâkimiyetindeydi. Dinî bilgi çoğu zaman seçkin sınıfların kontrolündeydi. Ahmed Yesevî ise doğrudan halka yöneldi.
Aruz vezni yerine hece veznini kullandı.
Saray dili yerine halk dilini tercih etti.
Çünkü onun amacı gösterişli şiir yazmak değil; insanın kalbine ulaşmaktı.
“Divan-ı Hikmet” yalnızca bir şiir kitabı değildir. O eser, Türkçe’nin İslam medeniyetinin taşıyıcı dili hâline gelişinin sembollerinden biridir.
Bugün hâlâ Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada Yesevî hikmetlerinin izleri görülmektedir.

Bir yanıt yazın