Futbolun Kurduğu Dostluk

Futbolun Kurduğu Dostluk

Bir çocuğun sırtındaki forma, hiç gitmediği bir ülkeyle kurduğu ilk bağ olabilir. Sevdiği futbolcunun attığı golü izlerken o ülkenin şehirlerini öğrenir, tribünlerinin sesine alışır, insanlarını merak etmeye başlar. Haritada uzak görünen bir yer, zamanla tanıdık bir hikâyenin adresine dönüşür.

Futbolcular üzerinden ülkeler arasında dostluk kurulabileceğini düşünüyorum. Galatasaray’ın geçmişi ve bugünü, bu düşünceyi destekleyen dikkat çekici örnekler sunuyor. Drogba ile Fildişi Sahili, Osimhen ile Nijerya, Muslera ile Uruguay, Hagi ile Romanya… Şimdi bu hikâyeye Batrakov üzerinden Rusya da yeni bir sayfa ekliyor.

Drogba’nın açtığı yoldan Osimhen geçiyor

Drogba’nın Galatasaray’a gelişinin etkisi, Türkiye’nin sınırlarını aşmıştı. TRT Spor’da yayımlanan 2014 tarihli bir haberde, transferin ardından Fildişi Sahili gazetelerinin Türkiye’ye geniş yer verdiği, Drogba’nın iki ülkenin birbirini daha yakından tanımasına katkı sağladığı anlatılıyordu. Bir futbolcunun kariyer tercihi, ülkesindeki insanların başka bir ülkeye yönelttiği merakı artırmıştı.

Bugün Osimhen’in Galatasaray hikâyesinde benzer bir yakınlığın geliştiğini görüyoruz. Nijerya basını onun üzerinden Türk futbolunu ve taraftar kültürünü konuşuyor. Nitekim Punch, Osimhen’in Nijeryalı ve Türk taraftarların futbol tutkusunu karşılaştırdığı açıklamalarını haberleştirdi. Böylece iki toplumun birbirine benzeyen heyecanları da gündeme geldi.

Osimhen, The Players’ Tribune için kaleme aldığı yazıda, Türkiye’ye gelmesine karşı çıkanlara rağmen Galatasaray’ı istediğini anlatıyor. Gece yarısı kendisini karşılayan taraftarları, gördüğü ilgiyi ve bu karşılanmanın kendisi için taşıdığı değeri özellikle vurguluyor. Onun İstanbul’u anlatırken kullandığı bu sıcak dilin, Nijerya’daki ve Afrika’nın başka ülkelerindeki sevenlerinde Türkiye’ye yönelik sempati oluşturabileceğini düşünüyorum. Drogba döneminde güçlenen bağ, yeni bir futbolcu kuşağıyla derinleşiyor.

“Türkiye benim evim” diyen bir Uruguaylı

Muslera’nın “Galatasaray benim evim. Türkiye benim evim” sözleri, yıllara yayılan bir aidiyetin ifadesiydi. Üstelik kendisine gösterilen sevginin farklı takım taraftarlarına da uzandığını anlatıyordu. Bir Uruguaylının Türkiye’de böylesine benimsenmesi, futbolun insanları birbirine yaklaştırma gücünü gösteriyor.

Hagi’nin İstanbul için söyledikleri de aynı duyguyu taşıyor. İstanbul’u ikinci evi olarak görüyor; çocuklarının doğumunu, büyümesini ve ailesinin önemli hatıralarını bu şehirle birlikte anıyor. Romanya ile Türkiye arasındaki yakınlığın onun şahsında bir aile hikâyesine dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Bu futbolcular, ülkelerinin adını bizim için daha tanıdık hâle getirdiler. Türkiye’yi de kendi hayatlarının ve hatıralarının içine yerleştirdiler. Dostluğun karşılıklı gelişebildiği yer tam burası.

Batrakov’u izlemeye geldiler, İstanbul’u anlatmaya başladılar

Bu yakınlaşmanın son örneklerinden biri, Fyodor Smolov’un İstanbul ziyaretinde karşımıza çıkıyor. YouTube ve VK Video üzerinden yayımlanan Smol Talk kanalının “Smol Away” bölümünde Smolov, Batrakov’u ve eşi İrina’yı ziyaret ediyor. Yaklaşık 54 dakikalık, belgesel tadındaki gezi-röportaj; Galatasaray’ı, Barcelona karşılaşmasını ve İstanbul’daki gündelik hayatı bir araya getiriyor.

Kamera Galatasaray Lisesi’ne yöneliyor; kulübün kuruluş hikâyesi anlatılıyor. Smolov şehrin mimarisini ve farklı tarzların birlikteliğini beğeniyor. İrina, dondurmalı baklavadan ve ailesiyle denediği balıklı dürümden söz ediyor. Türklerin ailece piknik yapması, çay içmesi ve dinlenmeye zaman ayırması, Moskova’nın koşturmalı hayatıyla karşılaştırılıyor.

İstanbul’un zor tarafları da konuşuluyor: trafik ve Smolov’un alışmakta zorlandığı kişisel mesafe anlayışı. Futbol sohbetinde ise dar alanda pas çalışmaları, antrenman yoğunluğu ve taraftarların etkisi öne çıkıyor. Eldor Şomurodov, İtalya’yla karşılaştırırken Türkiye’de daha açık bir futbol oynandığını söylüyor.

Bence bu anlatının gücü, gündelik ayrıntılarında. Bir futbolcuyu merak ederek yayını açan izleyici, onun yaşadığı şehrin yemekleriyle, alışkanlıklarıyla ve insanlarıyla karşılaşıyor. Başka bir ülkeyi tanımak çoğu zaman böyle küçük karşılaşmalarla başlıyor.

Dostluğun ilk cümlesi: “Gece bile olsa ara”

Batrakov’un takım arkadaşları hakkında anlattıkları, yazının başındaki düşünceyi somutlaştırıyor. Genç futbolcu, büyük yıldızların kendisine mesafeli davranabileceğini düşünürken sıcak bir karşılamayla karşılaştığını söylüyor. Torreira, ihtiyaç duyduğunda gece bile arayabileceğini belirtiyor. Osimhen ise ilk antrenmandaki küçük turnuvada penaltıyı ona bırakıyor; golün ardından sevincini paylaşıyor.

Türkiye’deki bir kulübün soyunma odasında Uruguaylı bir futbolcu, Rus takım arkadaşına destek oluyor; Nijeryalı bir yıldız onun kendine güvenmesini kolaylaştırıyor. Ardından bu hikâye Rusça anlatılıyor ve başka insanların gündemine giriyor.

Ülkeler arasındaki yakınlığı besleyen insani temaslardan biri de bu. Birbirini tanımayan insanların arasındaki mesafe, birlikte çalışırken ve birbirine yardımcı olurken azalıyor.

Rus basınında açılan İstanbul penceresi

Batrakov’un Türkiye’deki hayatına yönelik ilgi Smolov’un programıyla sınırlı kalmıyor. Match TV, onun sahadaki rolünü ve Galatasaray’ın oyun düzenini tartışıyor. Sport-Express, Kasımpaşa maçının ardından paslarını ve oyun kurma becerisini öne çıkarıyor. Championat ise yeni takımına alışmasını ve takım arkadaşlarından gördüğü desteği haberleştiriyor.

Bu düzenli takip sayesinde Rus izleyicisinin karşısına Galatasaray’ın taraftarları, İstanbul’daki yaşam ve Türk futbolunun özellikleri de çıkıyor. Her yayın aynı ölçüde şehir veya kültür anlatmıyor; ancak futbolcunun hikâyesi, yaşadığı çevreye yönelik merakı canlı tutuyor.

Batrakov’un bir pası, Rusya’da Galatasaray’ın konuşulmasına vesile oluyor. İstanbul’daki bir röportajı ise yemeklerimizin, insan ilişkilerimizin ve günlük alışkanlıklarımızın tartışılmasını sağlıyor.

Forma değişse de hatıra kalır

Bu yakınlığın kalıcı olması, futbolcuya gösterilen saygının güzel gollerin ve kazanılan maçların ötesine taşınmasına bağlı. İnsan, zor zamanlarında gördüğü anlayışı da hatırlar. Kendisini evinde hissettiği bir ülkeyi, yıllar sonra da sıcaklıkla anlatabilir.

Muslera’nın Türkiye’yi evi olarak görmesi, Hagi’nin ailesinin hatıralarını İstanbul’la birlikte anması, Osimhen’in karşılanışını unutamaması bu yüzden değerli.

Bir transferin yıllar sonra bıraktığı mirasın içinde kupalar kadar dostluklar da bulunabilir. Futbolcunun ülkesinde İstanbul’u merak eden bir genç, Türkiye’de onun memleketine sempati duyan bir taraftar… Tribünde başlayan tanışıklık, böylece iki toplumun birbirine yaklaşmasına katkı sunar.

Share this post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir