Telefonu Kapatınca Hayat Devam Ediyor mu?
“Cep telefonunuz olmadan 24 saat geçirebilir misiniz?”
İlk anda insanın “Elbette geçiririm” diyesi geliyor. Sonra düşünüyor: Gerçekten mi?
Sabah uyandığımızda ilk yaptığımız şey nedir?
Pencereden dışarı bakmak mı? Yanımızdaki insana “Günaydın” demek mi? Birkaç dakika sessizce düşünmek mi?
Yoksa telefonu elimize almak mı?
Çoğumuz için cevap belli.
Telefon artık telefon değil. Saatimiz, takvimimiz, fotoğraf makinemiz, gazetemiz, televizyonumuz, bankamız, kütüphanemiz, haritamız, alışveriş merkezimiz ve hatta kimi zaman dostumuz… Hayatımızın neredeyse bütün kapıları küçücük bir ekrana açılıyor.
Bu nedenle telefonu 24 saat kapatmak, bir teknolojik cihazdan uzaklaşmaktan çok daha fazlası hâline geldi. Çünkü biz yalnızca telefon kullanmıyoruz; gündelik hayatımızı onun etrafında örgütlüyoruz.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Telefon elimizde mi, biz telefonun elinde miyiz?
Eskiden insanlar evden çıktıklarında ulaşılmaz olabiliyorlardı. Ve bu son derece normaldi.
Birini arardınız, evde yoksa ulaşamazdınız.
Beklerdiniz.
Bugün “beklemek” neredeyse tahammül edemediğimiz bir davranış hâline geldi.
Mesaj gönderdik.
Neden cevap vermedi?
Mesajı gördü mü?
Çevrim içi oldu mu?
Son görülmesi ne zaman?
Birkaç dakika içinde zihnimizde küçük bir soruşturma başlıyor.
Teknoloji bize iletişim kolaylığı sağlarken aynı zamanda sürekli ulaşılabilir olma mecburiyeti de getirdi. Böylece özgürlük vaat eden cihaz, farkına varmadan yeni bir zorunluluk alanı oluşturdu.
İşte bu yüzden insanın kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
Ben telefonu istediğim zaman mı kullanıyorum, yoksa telefon beni istediği zaman mı çağırıyor?
Bildirim sesi geliyor ve bakıyoruz.
Mesaj geliyor ve bakıyoruz.
Haber düşüyor ve bakıyoruz.
Hiçbir şey gelmediğinde bile bakıyoruz.
Belki de bağımlılığın en düşündürücü tarafı budur: Artık telefonun bizi çağırmasına bile gerek kalmıyor.
Biz onu kendimiz arıyoruz.
Can sıkıntısını da kaybettik
Bir zamanlar insanın hayatında boşluklar vardı.
Otobüs beklerken beklerdik.
Bir arkadaşımızı beklerken etrafa bakardık.
Yolculuk yaparken pencereden dışarıyı seyrederdik.
Bir kafede tek başımıza oturduğumuzda insanları gözlemlerdik.
Bazen de hiçbir şey yapmazdık.
Şimdi ise birkaç dakikalık boşluk ortaya çıktığında elimiz hemen cebimize gidiyor.
Çünkü modern insan yalnız kalmaktan çok, kendi düşünceleriyle yalnız kalmaktan korkuyor olabilir.
Oysa düşünce biraz da boşluk ister.
Tefekkür sessizlik ister.
Merak beklemek ister.
Hayal kurmak ise insanın zaman zaman hiçbir şey yapmamasını gerektirir.
Her boşluğu ekranla doldurduğumuzda can sıkıntısını ortadan kaldırdığımızı düşünüyoruz. Fakat belki de farkında olmadan düşünmenin yeşereceği toprağı da ortadan kaldırıyoruz.
Aynı masadayız ama aynı yerde miyiz?
Bir başka garip manzaraya artık hepimiz alıştık.
Bir aile masanın etrafında oturuyor.
Herkes orada.
Ama herkes başka yerde.
Birinin gözü Instagram’da, diğerinin WhatsApp’ta, ötekinin bir videoda…
Fiziksel yakınlık devam ederken zihinsel mesafe büyüyor.
İnsanlık tarihinde belki de ilk defa, kilometrelerce uzaktaki biriyle aynı anda konuşabilirken yanımızdaki insanı bu kadar kolay ihmal edebiliyoruz.
Bu noktada teknolojiyi suçlamak kolaycılık olur.
Telefonun iradesi yoktur.
Bizim vardır.
Dolayısıyla mesele telefonu hayatımızdan çıkarmak değil, onun hayatımızdaki yerini yeniden belirlemektir.
24 saat çok mu?
Telefonunuz olmadan 24 saat geçirebilir misiniz?
Bunu küçük bir deney olarak düşünelim.
Telefonu kapatalım.
Bir saat…
Üç saat…
Akşama kadar…
Sonra bir gün.
Muhtemelen önce huzursuz olacağız.
“Biri aradı mı?”
“Önemli bir mesaj geldi mi?”
“Dünyada ne oldu?”
Belki birkaç kez elimiz istemsizce telefonun bulunduğu yere gidecek.
Tam da o anda kendimiz hakkında önemli bir şey öğrenmiş olacağız.
Çünkü bir nesneden 24 saat uzaklaşmak bu kadar güçse artık yalnızca o nesnenin özelliklerini değil, bizim onunla kurduğumuz ilişkinin niteliğini konuşmamız gerekir.
Belki de asıl soru telefon olmadan 24 saat geçirip geçiremeyeceğimiz değildir.
Asıl soru şudur:
Neden geçiremiyoruz?
Telefon kapandığında dünya durmuyor.
Mesajlar bekliyor.
Haberler birikiyor.
Sosyal medya biz olmadan da yoluna devam ediyor.
Fakat belki uzun zamandır ihmal ettiğimiz başka bir şey yeniden ortaya çıkıyor:
Kendi hayatımız.
Çünkü bazen dünyayla yeniden bağlantı kurabilmek için önce internet bağlantısını kesmek gerekebilir.

Bir yanıt yazın