Türkiye’nin Ufku Akdeniz’in Öteki Kıyısına Uzandı

Türkiye’nin Ufku Akdeniz’in Öteki Kıyısına Uzandı

Bir deniz haritasına çizilen sınır, başkentlerin hesaplarını ne kadar değiştirebilir? Türkiye ile Libya arasında kurulan deniz yetki alanı ilişkisi, bu sorunun Doğu Akdeniz’deki en dikkat çekici cevabı. Ankara açısından mesele, Anadolu kıyılarından bakınca görünen ufkun hangi hukuki ve siyasi sınırlarla daraltılacağıdır. Libya açısından ise aynı ufuk, yeni ekonomik imkânlara ve daha güçlü bir müzakere konumuna açılıyor.

Atina’nın sert açıklamaları ve Brüksel’in anlaşmayı geçersiz sayan tutumu, bu sınır çizgisinin taşıdığı ağırlığı gösteriyor. Tartışmayı anlamak için petrol ve doğal gaz ihtimalinin yanında, kimin hangi şartlarla masaya oturacağına da bakmak gerekiyor.

Anadolu’dan Libya’ya uzanan hesap

27 Kasım 2019’da imzalanan mutabakat, iki ülke arasında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırını belirledi. Teknik dilin günlük hayattaki karşılığı açık: Denizin altında kim araştırma yapacak, bulunan kaynağı kim işletecek, ekonomik haklar hangi sınıra kadar uzanacak?

Türkiye, Yunan adalarına sınırlandırmada tam yetki tanıyan yaklaşımın, uzun Anadolu kıyılarının önünü kesebileceğini savunuyor. Ankara’nın itirazı, kıyıların uzunluğu ve coğrafyanın bütünü hesaba katılmadan kurulacak paylaşım düzenine yöneliyor. Libya ile anlaşmak, bu görüşü başka bir kıyı devletinin kabul ettiği somut bir sınırlandırmaya dönüştürdü. Böylece Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de dışlanmaya karşı geliştirdiği siyasete yeni bir dayanak eklendi.

İki ülkenin kazanç hanesinde ne var

Türkiye için muhtemel kazanç; deniz kaynakları üzerindeki haklarını savunmak, enerji şirketlerine çalışma imkânı açmak ve bölgesel projelerde pazarlık gücünü artırmak. Libya içinse deniz kaynaklarını değerlendirebileceği ortaklıklar, teknik kapasite, yatırım ve ileride doğabilecek gelirler öne çıkıyor. Bunların gerçekleşmesi, denizdeki potansiyelin ticari bir projeye dönüşmesine bağlı.

İş birliğinin somut bir örneği de var. Libya Ulusal Petrol Kurumu, 25 Haziran 2025’te TPAO ile dört açık deniz sahasında jeolojik ve jeofizik çalışma yapılmasını öngören ayrı bir mutabakat imzaladığını duyurdu. Bu gelişme, siyasi yakınlaşmanın araştırma projelerine taşınabildiğini gösteriyor. Ancak 2019’daki sınırlandırma anlaşmasıyla bu tür işletme ve araştırma düzenlemelerini birbirine karıştırmamak gerekir.

Mutabakat, iki tarafın sınırını aşan bir doğal kaynak yatağı bulunması durumunda iş birliğine de imkân tanıyor. Böyle bir rezervin işletilmesi için ayrıca anlaşmaya varılması öngörülüyor.

Bir sınır çizgisi petrol kuyusu değildir. Rezerv bulunması, çıkarılmasının ekonomik olması, yatırımın finanse edilmesi ve faaliyetin güvenle sürdürülmesi gerekir. İki toplumun gündelik hayatına yansıyacak yarar, ancak bu aşamalar başarıyla geçildiğinde ortaya çıkar.

Libya’dan gelen karar neden önemli

20 Ekim 2026’da Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, anlaşmayı onayladı; 2020’deki ret ve Türkiye ile siyasi ilişkileri kesme kararlarını da kaldırdı. Yıllarca karşı çıkan bir siyasi merkezin tutum değiştirmesi, mutabakatın Libya içindeki desteğini genişletti.

Bu değişimin diplomatik anlamı büyük. Anlaşmayı yalnızca Trablus’taki yönetimin tercihi olarak sunmak artık daha zor. Ankara açısından bu, farklı Libya aktörleriyle ilişki kurmanın sonuç verebildiğine işaret ediyor. Bununla birlikte, Libya’daki onay dışarıdaki deniz sınırı itirazlarını kendiliğinden ortadan kaldırmıyor.

Atina’nın sertliğinin arkasında ne var

Yunanistan, anlaşmanın kendi adalarının deniz yetki alanlarını göz ardı ettiğini ileri sürüyor. Atina’nın 20 Ekim tarihli açıklamasında, Türkiye ile Libya’nın böyle bir sınırlandırmaya temel oluşturacak karşılıklı veya bitişik kıyılarının bulunmadığı savunuluyor. Türkiye’nin kabul etmediği bu değerlendirme, Yunanistan’ın anlaşmayı neden doğrudan kendi haklarına yönelmiş bir hamle saydığını açıklıyor.

Ekonomik beklentiler de tartışmayı sertleştiriyor. Chevron ile HELLENiQ ENERGY, Şubat 2026’da Yunanistan’la Girit’in güneyini de kapsayan dört deniz sahasında arama anlaşmaları imzaladıklarını açıkladı. Dolayısıyla Atina’nın deniz yetkisi iddialarının arkasında yatırım kararları ve geleceğe dönük gelir beklentileri bulunuyor. Yetki tartışmasının büyümesi, bu projelerin hukuki ve ticari belirsizliğini artırabilir.

Bir de diplomatik hesap var. Türkiye–Libya yakınlaşması, Yunanistan’ın Akdeniz’de kurmak istediği düzeni daha fazla aktörle müzakere etmesini gerektiriyor. Benim değerlendirmeme göre Atina’nın sertliğini, hak kaybı endişesiyle birlikte pazarlık üstünlüğünü koruma isteği üzerinden okumak gerekiyor. Bunu yalnızca Türkiye’ye duyulan öfkeyle açıklamak, meselenin ekonomik ve stratejik boyutlarını eksik bırakır.

Brüksel’in endişesi hukukla sınırlı mı

AB’nin resmî itirazı, anlaşmanın üçüncü devletlerin egemen haklarını ihlal ettiği ve deniz hukukuna uymadığı iddiasına dayanıyor. Birlik, 21 Ekim 2026 tarihli açıklamasında Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti dâhil üyelerinin haklarının korunmasını ve Doğu Akdeniz’de istikrarı öne çıkardı. Bir gün önceki ortak açıklamada da Libya’ya dış müdahaleye karşı tutumunu tekrarladı.

Bu açıklamalar, Brüksel’in konuya üye devletlerle dayanışma açısından baktığını gösteriyor. Yunanistan’ın deniz yetkisi iddialarına yönelik itiraz, AB gündeminde üye ülkenin haklarını koruma meselesine dönüşüyor. Böyle bir yaklaşımda hukuki değerlendirme ile siyasi bağlılık iç içe geçiyor.

Enerji yatırımlarının güvenliği ve Türkiye’nin bölgedeki etkisi de bu tablonun içinde düşünülmeli. Benim kanaatimce Ankara ile Libya arasındaki bağın güçlenmesi, Avrupa’nın Akdeniz’de daha fazla Türk katılımını hesaba katmasını gerektiriyor. Bunun Brüksel’de rahatsızlık doğurması anlaşılabilir; ancak bu yorum, AB’nin açıkladığı hukuki gerekçelerin yerine geçirilmemeli. Kaynakların değerlendirilmesini geciktirecek bir gerilim, Avrupa’nın aradığı istikrarlı yatırım ortamını da zora sokar.

Brüksel’in yanıtlaması gereken soru ise açık: Üyeleriyle dayanışma gösterirken Türkiye’nin kıyılarından doğan hak iddialarını hangi adil müzakere zemini içinde ele alacak? Üye dayanışması, bütün tarafların coğrafyasını dikkate alan bir çözümün yerini tutabilir mi?

Hukukta sloganların ötesine geçmek

Adaların deniz alanlarına hak kazanması ile sınır çizilirken ne kadar etki doğuracağı ayrı meselelerdir. Uluslararası Adalet Divanının Romanya–Ukrayna kararında Yılan Adası’na karasuları dışında sınırlandırma etkisi tanımaması, her adanın her durumda aynı sonucu doğurmadığını gösterir.

Aynı titizlik, siyasi açıklamaları yorumlarken de gerekli. AB’nin anlaşmayı geçersiz sayması, tek başına uluslararası mahkeme kararı değildir. Türkiye’nin anlaşmayı BM’ye tescil ettirmiş olması da BM’nin sınırları hukuken onayladığı anlamına gelmez. BM’nin kendi açıklaması, tescilin anlaşmanın niteliği veya tarafların statüsü hakkında hukuki hüküm oluşturmadığını belirtir.

Haritadaki çizginin ötesi

Türkiye’nin Libya hamlesi, Doğu Akdeniz’de kendi geleceğini başkalarının çizdiği sınırlar içinde aramak istemediğini gösteriyor. Bu tercihin kalıcı değeri, güçlü hukuki hazırlığın, istikrarlı diplomasinin ve uygulanabilir ekonomik projelerin birlikte yürütülmesiyle ortaya çıkacak.

Libya için ölçü, anlaşmanın ülke içinde daha geniş kabul görmesi ve halkın yararlanabileceği yatırımlara dönüşmesi olmalı. Türkiye içinse ölçü, denizde savunduğu hakları müzakere masasında korurken bunları uzun vadeli iş birliğine taşıyabilmek.

Türkiye’nin ufku Akdeniz’in öteki kıyısına uzandı. Şimdi asıl sınav, o ufku iki ülkenin insanları için güvene, üretime ve refaha dönüştürmek.

Share this post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir